Konstantin (Kosantine Cezayir)

Konstantin, günümüzde (1981’den bu yana) KOSANTİNE olarak da bilinir, Arapça BILÂDÜ’L-HAVA, Cezayir’in kuzeydoğu kesiminde il (vilaye). 1974’te kurulmuştur. Akdeniz’in yaklaşık 80 km güneyinde Tel Atlasları’nda yer alır; deniz düzeyinden yüksekliği 600-1.500 m arasında değişir.

Yıllık yağış miktarı kuzeyde 800 mm, güneyde 500 mnf dolayındadır. Yüzölçümü 3.562 km2 olan il kuzeyde Skikda, kuzeydoğuda Guelma, güneyde Ummü’l-Buagi, batıda Setif,. kuzeybatıda da Cicel illeriyle çevrilidir. İl merkezi Konstantin kenti, Osmanlılar zamanında çeşitli beylerce yönetildi. Bunlardan Salah Bey (1770-92), İslam mimarisinin en güzel örnekleri abasında yer alan birçok bina yaptırdı. Cezayir’in her yerinde 1792’den beri Konstantinli kadınlar siyah haik giyerler. İlin Konstantin dışındaki başlıca kentleri Mila, Şelgum el-Ayd ve Grarem’dir. Başlıca sanayi ürünleri deri eşya ve yünlü kumaştır. İl ayrıca Cezayir’in kuzeydoğu kesimindeki en büyük buğday ve arpa üreticisidir; bu ürünler temelde geçimlik olarak yetiştirilir. Konstantin kentinin güneyindeki Ayn Smara’dan az miktarda oniks çıkarılır.

Doğu Katolik Kiliseleri Hakkında Bilgi

Doğu Katolik kiliseleri, köklerini Doğu Hıristiyanlığının ulusal ya da etnik nitelikli çeşitli tarihsel kurumlarına dayandıran, ama papalığa bağlılık temelinde Bizans, İskenderiye, Antiokheia (Antakya), Keldani ye Ermeni ayin usullerini izleyen kiliseler. İS 1. yüzyıldan bu yana kesintisiz bir tarihi olan Batı (Latin) Katoliklerinin tersine, Doğu Katoliklerinin kökeni büyük ölçüde Ferrara-Floransa Konsili’nin (1438-45) Doğu ve Batı Hıristiyanlarını birleştirme girişiminin başarısızlığa uğramasına dayanır.

Bu ilk girişimden sonra Cizvitler, Dominikenler, Fransiskenler ve Kapuçinler gibi tarikatların misyoner etkinliklerinin de desteğiyle Doğu ve Batı kiliselerinin birleşmesi yönünde bazı adımlar atıldı. 1596 Brest- Litovsk Birliği, Doğu Katolik kiliselerinin doğuşunun hebercisiydi. Bu birlik ile, ikisi dışında Ukraynalı Ortodoks piskoposların tümü Polonya’nın Katolik kralının isteğine uyarak papalığın otoritesini tanıdılar. Öteki daha küçük gruplar önceki yüzyıllarda Roma’yla birleşmişti; ama bu birlik uyarınca Roma’yla bütünleşen Ukraynalılar Doğu Katoliklerinin en büyük kolunu oluşturuyordu.

Brest-Litovsk Birliği’nden önce Doğu Katolikleri, Güney İtalya ve Sicilya’daki İtalyan Arnavutları, 12. yüzyılda Roma’yla birleşen Maruniler (Süryani Antakya ayin usulüne bağlı Lübnanlı Hıristiyanlar) ve Suriye-Lübnan bölgesinde Roma’yla gene 12. yüzyılda bütünleşen bazı Ermenilerle sınırlıydı. 1551’de bir grup Nasturi, 1595’te Rutenler (Avrupa’nın ortadoğu kesiminde yaşayan bir halk), 1698’de Transilvanya Rumenleri, 1724’te de Melkailer (Bizans ayin usulüne bağlı Süryaniler) Roma’nın üstünlüğünü tanıdılar. Yeniden birleşme sürecinde siyasal etmenler de rol oynadı. Öte yandan Doğu Hıristiyanları bölgelerindeki milliyetçilik akımlarından etkilendiler.

Doğu Katolik kiliseleri ile, onlardan çok daha fazla üyesi olan Bizans ayin usulüne bağlı Ortodoks kiliseleri ve Khalkedon (Kadıköy) Konsili’nin (451) hükümlerini kabul etmeyen bağımsız Doğu kiliseleri arasında pek çok benzerlik vardır. Doğu Katolikleri, bu grupların oluşturduğu Doğu Hıristiyanlığı bütünü içinde en küçük bölümü oluşturur.

Öteki Doğu Hıristiyanları, özellikle saflarına Latinleşme eğiliminin sızabileceği kaygısıyla Doğu Katoliklerine kuşkuyla yaklaşır. Bizans Ortodoks kiliseleri ile bağımsız Doğu kiliselerinin çoğu, Doğu Katoliklerini, Latinleşme eğilimine uyarak köklü ulusal geleneklerinden kopmakla eleştirir. Doğu Katolik kiliseleri, Katolik geleneğin çoğulcu niteliğini daha da belirgin kılar. Doğu ayin usullerine izin verilmiş olması, Katolik kilise hukuku bakımından bir ödün olarak görülebilir; çünkü bir ayin usulü, ibadet kurallarının ötesinde bir kilise geleneğinin bütün yaşam biçimini ve disiplin anlayışını dile getirir. Doğu Katolik kiliselerinde din adamlarının evlenmesine ve vaftiz edilmiş bebeklerin Komünyon ve kiliseye tam üyelik (konfirmasyon) ayinlerine katılmasına izin verilir. II. Vatikan Konsili’nce (1962-65) Doğu Katolik kiliseleri konusunda kabul edilen kararlarda papa, Doğu kiliselerinin ayin usullerini koruma yükümlülüğünü bir kez daha üstlenmiştir.

Doğu Kazakistan Hakkında Bilgi

Doğu Kazakistan, Rusça VOSTOÇNİ-KAZAHSTAN, Kazakistan’ın doğu ucunda yönetim birimi (oblast). Altay Dağlarında, Çin sınırı üzerinde yer alır. Yüzölçümü 97.300 km2, yönetim merkezi Ust-Kamenogorsk’ tur.

Kuru bir kara ikliminin hüküm sürdüğü bölgenin sulan İrtiş Irmağının yukarı çığırı tarafından toplanır; güneyinde Zaysan Gölü vardır. Eski SSCB’deki demirdışı metalürji sanayisinin başlıca merkezlerinden olan yönetim biriminde zengin çinko, kurşun, bakır yataklarının yanı sıra altın, gümüş ve başka metaller de bulunur. 18. yüzyıl sonlarından beri madencilik yapılmaktadır. Başlıca madencilik merkezleri Leninogorsk, Ziryanovsk ve Belousovka’ dır. 1970’lerin sonlarında Nikolayevka’da büyük bir bakır madenciliği merkezi gelişmeye başlamıştır. İrtiş üzerindeki Ust-Kamenogorsk ve Buhtarma hidroelektrik santralları ucuz enerji sağlar.

Sondaj ve yüzdürme makineleri, otomasyon araçları ve kondansatörler makine sanayisi ürünleri arasındadır. Tarım temel olarak hayvancılığa dayanır, ama buğday ve ayçiçeği de yetiştirilir. Öteki ekonomik etkinlikler balıkçılık, ormancılık, kürk avcılığı ve arıcılıktır. Nüfusun yaklaşık yüzde 70’i Rus, yüzde 23’ü Kazaktır..

Katar’ın Başkenti Doha Hakkında Bilgi

Doha, Arapça ED-DEVHE, Katar’ın başkenti. Basra Körfezinde Katar Yarımadasının doğusunda yer alır. Katar nüfusunun yaklaşık üçte ikisini barındırır. Doğudan batıya yaklaşık 5 km uzanan sığ bir koyda kurulmuştur. Çok eskiden beri yörenin önemli bir limanıdır. Kıyı açıklarındaki mercan kayalıkları ve sığ tabanı nedeniyle, 1970’lerde açık deniz limanı inşa edilene değin ancak küçük gemilere hizmet verebilmiştir. Katar’ın Başkenti Doha Hakkında Bilgi kısaca veriyoruz.

Kuzeybatıda yer alan ve gemicilerin Bida dedikleri kentin eski kesimi el-Bida’yı Abu Dabi Şeyhliği’nden gelen Sudanlı mültecilerin kurduğu sanılmaktadır. Uzun yıllar korsanların Basra Körfezinde üs olarak kullandığı küçük bir köy olan Doha, 1867’de Abu Dabi’nin desteklediği Bahreyn ile Katar arasındaki savaşta yıkıldı. Ertesi yıl İngilizler ed-Devhe şeyhi Muhammed ibn Sani’yi Katar’ın ilk hükümdarı olarak başa geçirdiler. Şeyhin Denizlerde Kalıcı Ateşkes Antlaşmasının (1853) koşullarına uymayı kabul etmesiyle, korsanlık büyük ölçüde geriledi. 19. yüzyıl sonlarında, Arabistan Yarımadasının büyük bir bölümünü elinde tutan Osmanlı Devleti, Doha’ya zaman zaman askeri birlikler gönderdi. Katar’ın 1916’da İngiliz koruması altında bir devlete dönüşmesinden sonra İngilizlerin bir temsilcilik bulundurduğu Doha, 1971’in sonlarında bağımsızlığını kazanan Katar’ın başkenti oldu.

Eskiden beri sakin bir balıkçı köyü olan Doha’da, 20. yüzyıl başlarında yaklaşık 350 inci çıkarma teknesi vardı. Japonların yapay inci üretimini geliştirmesi ve 1929 Büyük Bunalımı, kasabanın ekonomisini önemli ölçüde sarstı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Katar’da büyük petrol yataklarının işletilmesi ülke ekonomisinin tümüyle değişmesine yol açtı. Katar’ın kişi başına gelir düzeyi yüksek zengin bir ülke durumuna gelmesiyle, başkentte kapsamlı bir modernleştirme çalışması başladı. Eski yoksul mahalleler yıkıldı, modern ticaret merkezleri ve konut alanları inşa edildi. Elektrik şebekesinin yanı sıra deniz suyunun arıtılmasına dayanan içme suyu tesisleri kuruldu. Okyanus aşın gemilerin yanaşmasına elverişli olan açık deniz limanında modern bir karides soğutma ve paketleme tesisi açıldı. Modern motorlu teknelerle çalışan Katar Ulusal Balıkçılık Şirketi’nin merkezi buradadır. Kentin görülmeye değer yerleri arasında, yeni Saat Kulesi Meydanı, pazaryeri (sûk) ve denizden kazanılmış alan üzerinde inşa edilmiş olan Hükümet Binası (1969) sayılabilir. Doha Uluslararası Havalimanı kentin hemen güneydoğusundadır.

Dominik Cumhuriyeti Hakkında Bilgi

Dominik Cumhuriyeti, İspanyolca REPÜB- LİCA DOMİNİCANA. Büyük Antiller’de Hispaniola Adasının üçte ikilik doğu bölümü ile bazı küçük adalardan oluşan ülke. Atlas Okyanusu ile Antil Denizi arasında, ABD’ nin Florida eyaletinin 970 km güneydoğusunda, Kolombiya ile Venezuela’nın da 500 km kuzeyinde yer alır. Batıda Haiti ile çevrilidir; doğuda Mona Boğazıyla Porto Riko’dan ayrılır. 48.442 km2’lik yüzölçümüyle Küba’dan sonra bölgenin ikinci büyük ülkesidir. Başkenti ABD ve Avrupa’ dan gelen önemli denizyollarının geçtiği bir bölgede yer alan Santa Domingo’dur. 1991 tahmini nüfusu 7.320.000’dir.

Doğal yapı. Karmaşık ve değişken bir topografyası olan Dominik, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan beş ayrı sıradağ ve plato ile kaplıdır. Ortalama yüksekliği 1.800 m olan Orta Cordillera, Batı Hint Adalarının en yüksek noktası olan Duarte Doruğunda 3.175 m’ye ulaşır. Kuzeybatı kıyısına paralel uzanan Kuzey Cordillera, güneybatıdaki iki küçük sıradağ ve kuzeydoğudaki Doğu Cordillera öteki yükseltileri oluşturur. Ülkenin ortakuzey kesimini kaplayan, 225 km uzunluğundaki ve 23 km genişliğindeki Cibao Vadisi ülkedeki en verimli topraklarla kaplıdır. Geniş çöl şeritlerinin yer aldığı en batıdaki kesim, genellikle kıraç bir yapı gösterir. Güneydoğuda ise engebeli ovalar bulunur.

Başlıca ırmaklar sulama ve hidroelektrik enerji üretiminde yararlanılan kuzeydeki Kuzey Yaque, güneydeki Güney Yaque ve doğudaki Yuna’dır. Güneybatıda Haiti sınırı yakınında bulunan tuzlu Enriquillo Gölü, deniz düzeyinin 46 m altındadır. Uzunluğu 37 km, en geniş yeri 18 km olan bu güzel manzaralı göl, Batı Hint Adalarının en alçak noktasını oluşturur. Yüksek kesimlerde başkalaşım ve tortul kayaçların artıklarından oluşmuş bir toprak dokusu görülür. Düzlüklerde ise yakın dönemde oluşmuş alüvyonlu topraklar egemendir. Ilıman bir tropik iklimin görüldüğü Dominik’te yıllık ortalama sıcaklık 25°C’dir; iç kesimdeki dağlarda bile ortalama sıcaklık 21°C’nin altına düşmez. Sıcaklık seyrek olarak 32°C’yi geçer. 1.346 mm olan yıllık ortalama yağış kuzeydoğuda 2.540 mm’ye kadar çıkar; buna karşılık batıda 500 mm’ye düşer. Tropik fırtınalar ve harikanlar ağustos-ekim arasında ciddi tehlikeler yaratır.

Daha yağışlı olan kuzeydoğu ve doğu kesimlerinde çam ve maun gibi sertodunlu ağaçlardan oluşmuş sık ormanlar bulunur. Daha kurak olan batıda ise savan türü bitkiler ve alçak çalılıklar egemendir. Bazı kıyılarda mangrov bataklıkları vardır. Doğudaki savan alanlarının büyük bölümü şeker kamışı ekimi ve sığırları otlatmak için kullanılır, Yüksek dağlarda yabanıl domuz sürüleri yaşar. Akarsu ağızlarında ve Enriquillo Gölü çevresinde alligatorlara rastlanır. Kuş varlığı son derece zengindir; göl çevresinde flamingolar bulunur. Deniz sularında bol miktarda balık ve deniz kabuklusu yaşar.

Nüfusun büyük bölümünü Avrupalı ve Afrikalı karışımı Mulattolar oluşturur. Avrupalılar ve Siyahlar birer küçük azınlık durumundadır. Alman Yahudilerinin oluşturduğu küçük, kapalı topluluk günümüzde giderek dağılmaktadır. Constanza Vadisinde tarımla uğraşan küçük bir Japon kolonisi vardır. 19. yüzyılda gelen çok sayıda Akdenizli göçmen zamanla yerli halka karışmıştır. Nüfusun yüzde 95’e yakın bölümü Katoliktir. Katolik Kilisesi’nin kültürel yaşam üzerinde güçlü bir etkisi vardır.

Doğal çevre koşullarının belirlediği geleneksel yerleşim bölgelerinde caudillo denen güçlü askeri şeflere bağlılık yakın dönemde kırılmıştır. Nüfusun önemli bir bölümü Cibao Vadisinde toplanmıştır. Santo Domingo ve çevresinin özgün kültürel yapısı son yıllardaki kitlesel göçler sonunda büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Doğudaki savanlarda küçük çiftçilik yapan Avrupa kökenliler, doğu kıyı şeridinde ise genellikle işçi olarak çalışan Siyahlar çoğunluktadır. Kırsal kesimde küçük yerleşme birimleri egemendir. Resmî dil olan İspanyolcanın dışın-da çeşitli Avrupa dilleri de konuşulur.

Nüfus yoğunluğu (1991) km2 başına 151 kişidir. 1970’lerden sonra kırsal kesimden göçlerin hızlanması nedeniyle, kentlerin toplam nüfus içindeki oranı (1990) yüzde 60’a ulaşmıştır. Öteden beri çok yüksek olan doğum oranı, 1960’tan sonraki sürekli düşüşe karşın, hâlâ binde 31 düzeyindedir (1985-90). Buna karşılık binde 6,8 olan ölüm oranı (1985-90) bölgedeki ülkelere göre düşük sayılır. Toplam nüfus içinde 15 yaşın altındakilerin oranı (1990) yüzde 38 dolayındadır. 1968’den sonra nüfus artış hızını düşürmek için uygulanan aile planlaması programının yanı sıra dışarıya göçleri özendirici politikalar izlenmektedir. Bu çerçevede 1965’ten bu yana özellikle Haitili işçilerin göçlerine kısıtlamalar getirilmiştir.
Ekonomi. Dominik’te kamu ve özel sektörün yer aldığı karma bir ekonomi yürürlük-tedir. Ekonomi büyük ölçüde şeker üretimi ve ihracatına dayanır. Son derece yüksek olan işsizlik ekonomiyi olumsuz yönde etkiler, 1989 verilerine göre ülke gayri safi milli hasılası (GSMH) 5,5 milyar ABD Doları, kişi başına düşen milli gelir ise 790 ABD Doları’dır. Ülke topraklarının yüzde 30’u ekili alanlardan, yüzde 43’ü ise çayır ve otlaklardan oluşur. 1990 verilerine göre gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 15’ini karşılayan tarım sektöründe, toplam işgücünün yüzde 22’si çalışır. Tarımın asıl ağırlığını yerel tüketime dönük çiftçilik oluşturur; gübreleme ve ilaçlama yalnızca ticari çiftliklerde ve kooperatifler-de uygulanır. Ülkedeki çiftliklerin yaklaşık onda biri devletin elindedir. Pirinç, mısır ve fasulye gibi gıda ürünleri iç gereksinimi karşılamaktan uzaktır. İhracat içindeki payı üçte biri bulan şeker üretimi daha çok güneydoğudaki plantasyonlarda yoğunlaşmıştır. Öte yandan ihracat amacıyla önemli miktarlarda tütün, kahve ve kakao da yetiştirilir.

Dominik’in başlıca maden kaynaklan boksit, alçıtaşı, demir cevheri, nikel, bakır, gümüş, altın ve platindir. Güneybatıdaki kayatuzu yatakları dünyanın en büyük yatakları arasında yer alır. Bunların dışında henüz işletilmeyen kükürt, kömür, molibden, kobalt, kalay ve çinko yatakları bulunmuştur. Ayrıca bazı kehribar yatakları vardır. Madencilik sektörü külçe altın, ferronikel ve boksit gibi ürünlerle ihracata önemli katkıda bulunur.

GSYİH içindeki payı yüzde 16 dolayında olan imalat sektörü daha çok hafif sanayilere dayanır. Üretim genellikle küçük ölçekli kuruluşlarda yapılır. Başlıca ürünler işlenmiş şeker, melas, gıda maddeleri, sigara, dokuma ve giyim eşyasıdır. Yaklaşık 3 milyar kW-sa olan elektrik üretiminin (1990) büyük bölümü bütünüyle ithal edilen sıvı yakıtlardan elde edilir. Hidroelektrik enerji santrallarının sayısı azdır. Giderek önemli bir gelir kaynağı durumuna gelen turizmin büyük bir gelişme potansiyeli vardır.

Dünya şeker piyasasındaki dalgalanmalar ve petrol ithalatı yükü, son yıllarda ticaret dengesinin bozulmasına yol açmıştır. Başlıca ithalat kalemleri petrol, gıda ürünleri ile yatırım ve tüketim mallarıdır. Dış ticarette en önemli yeri ABD, Venezuela, Meksika ve Hollanda tutar.
Yeterli bir düzeyde olan karayolu ağının odak noktası Santo Domingo’dur. Devlet denetimindeki tek demiryolu hattı şeker plantasyonlarını limanlara bağlar. Santo Domingo ve Puerto Plata uluslararası havalimanları daha çok yolcu taşımacılığında kullanılır. Yük taşımacılığının büyük bölümü denizyoluyla yapılır. En önemli limanlar San Pedro de Macoris, La Romana, Puerto Plata ve Barahona’dır.
Yönetsel ve toplumsal koşullar. Temsili demokrasiyle yönetilen Dominik’te yürütme gücünün başında, 1966 Anayasası uya- nnca, dört yıllık bir dönem için doğrudan seçimle işbaşına gelen başkan bulunur.

Aynı zamanda silahlı kuvvetlerin başkomutanı olan ve çok geniş yetkileri elinde tutan devlet başkanı, yürütme işlerinde kendisine yardımcı olan hükümeti ve il valilerini atar. Yasama gücü gene dört yıllık bir dönem için seçilen iki meclisli Ulusal Kongre’ye verilmiştir. Toplam 30 üyeli Senato’ ya her ilden ve Ulusal Bölge’den birer temsilci gönderilir. Toplam 120 üyeli Millet Meclisi’nde ise temsilci sayısı illerin nüfusuna göre belirlenir. Başlıca siyasal partiler Dominik Devrimci Partisi ile Reformcu Sosyal Hıristiyan Parti’dir. Ordunun yönetim üzerinde önemli bir etkisi vardır. Seçimle işbaşına gelen yerel yönetim kuruluşları belirli bir özerklikten yararlanır. Bağımsız olan yargı sisteminin başında Yüksek Mahkeme bulunur.

1947’de isteğe bağlı üyelik temelinde oluşturulan sosyal sigorta sistemi emekli, dul, yetim ve sakat aylığının yanı sıra hastalık, annelik ve iş kazası yardımlarını kapsar. Sağlık koşulları özellikle kırsal kesimde çok kötüdür. Daha çok kentlerde toplanmış olan sağlık hizmetleri yeterli olmaktan uzaktır. Kötü çevre koşulları, yetersiz beslenme, hastane ve personel açığı nedeniyle bulaşıcı ve paraziter hastalıklar son derece yaygındır. Bebek ölüm oranı (1985-90) binde 65’tir. Ortalama ömür erkeklerde 63,9 yıl, kadınlarda 68,1 yıldır.
Parasız olan ilköğrenim, okulların yeterli olduğu yerlerde 7-14 yaşları arasında zorunludur. Ortaöğrenim çağındaki çocukların çok küçük bir bölümü okula gidebilmektedir. Varlıklı ailelerden gelen öğrenciler genellikle tarikatlardan destek gören özel okullarda okur. Tarıma dönük bazı resmî ve özel meslek okulları da vardır. Yükseköğretim veren beş üniversitenin en büyüğü Yenidünya’nın ilk üniversitesi sayılan Özerk Santo Domingo Üniversitesi’dir (1538).

Dominik basını Trujillo döneminden sonra sansür baskısından bir ölçüde kurtulmuştur. Gazetelerin düzeyi genellikle yüksektir. Devlet ve özel kuruluşların yönettiği radyo ve televizyon yayınlan geniş bir kesime ulaşır.
Konut durumu ülkenin en önemli sorunlarından birini oluşturmaktadır. Şeker plantasyonlarında çalışan işçiler barakalarda ve bohio denen küçük kulübelerde oturur.

Gelir düzeyinin biraz daha yüksek olduğu Cibao’da duvarları süslü sağlam ve büyük ahşap evler yaygındır. Derme çatma evlerden oluşan gecekondu mahallelerinin iç kesimlere kadar sokulduğu kentlerde, toprağa bağlı geleneksel oligarşinin ve yeni seçkin tabakanın oturduğu semtler belirgin biçimde ayrılır. Kültürel yaşam. Dominik kültürü halk sanatlarına ve geleneklerine dayanır. Özel-likle dans eşliğinde yapılan müzik bütün toplumsal düzeylerde ve dinlerde önemli bir yer tutar. En tipik müzik biçimlerinde Afrika’dan gelen etkilerin izleri açıkça görülür. Ayrıca İspanya ve Ortadoğu etkisi taşıyan halk şarkıları ve ezgileri de yaygındır. En gözde danslar meretıgue ve bolero’ dur. Beyzbol çok tutulan bir spordur. Kırsal kesimde geleneksel horoz dövüşü hâlâ yaygın bir eğlencedir.

Tarih. Hispaniola’nm Kolomb öncesi tarihi konusunda pek az şey bilinmektedir. Kolomb, Güney Amerika’dan gelerek barışçı Aravak (Tayno) Yerlilerini ortadan kaldırmış olan yağmacı Kariplerin oturduğu adaya 1492’de ulaştı. Kolomb’un adanın Atlas Okyanusuna bakan kuzey kıyılarında kurduğu koloni, çok geçmeden Yerlilerce yok edildi. İkinci yolculuğunda da adaya uğrayan Kolomb’un gene kuzey kıyılarında oluşturduğu ikinci koloni, güneyde altın bulunduğuna ilişkin haberler üzerine terk edildi. Ardından Antil Denizi kıyısında Santo Domingo kuruldu. İspanya’nın giderek büyüyen imparatorluğunun merkezi olan ve zengin madenlerin ve verimli toprakların köle emeğiyle işletilmesiyle büyük bir servet sağlayan Hispaniola, 1550’lerde ilgi alanının daha zengin kaynakların bulunduğu Meksika ve Peru’ya kayması yüzünden, ikinci plana düşerek hızla yoksullaştı. Bunu izleyen İngiliz, Felemenkli ve Fransız korsanların yağma eylemleri sonunda daha büyük yıkıma uğradı. 1697’de adanın batıdaki üçte birlik bölümü (Haiti), resmen Fransa’ya bırakıldı. Siyah kölelerin çalıştırıldığı şeker plantasyonları, buradaki koloninin zenginleşmesini sağladı. 18. yüzyılda İspanyol kolonisi de belirli bir gelişme gösterdi. 1795’te adanın tümü Fransa’ya geçti. Bu arada Haiti’de patlak .veren köle ayaklanması doğuya da yayılarak beyazlara yönelik bir şiddet dalgasına dönüştü. İngiliz donanmasının yardımıyla ayaklanmacıların püskürtülmesinden sonra 1809’da adanın doğu bölümü yeniden İspanya’ya verildi. Güney Amerika’da yükselen bağımsızlık mücadelesinin etkisiyle, 1821’de Dominik Cumhuriyeti ilan edildi.

Bağımsızlığın elde edilmesinden birkaç hafta sonra ülkeye giren Haiti birlikleri yönetimi devirerek köleliği kaldırdı. Bu arada geleneksel kurumların çoğu yıkıldı. 1830’larda Juan Pablo Duarte öncülüğünde oluşturulan gizli örgüt, uzun bir mücadele sonunda Haiti’deki iç savaştan da yararlanarak 1844’te işgale son verdi. Sonraki yıllarda birbirini izleyen diktatörlük yönetimleri yabancı ticaret çevrelerinin etki ve müdahalesinin artmasına yol açtı. Dominik yaklaşık 30 yıl, sırayla devlet başkanlığını elinde tutan Pedro Santana ve Buenaventura Bâez’in çekişmesine sahne oldu. Haiti’den gelen saldınları durdurmak isteyen Santana, 1861’de ülkeyi İspanya’ya bağlayarak genel vali unvanını aldı. İspanyol birliklerinin bir dizi çarpışmadan sonra 1865’te geri çekilmesiyle başa geçen Bâez, ABD’nin himayesini sağlamaya yönelik bir plan hazırladı. Ama ABD Senatosu’nun bu konuda imzalanan antlaşmayı onaylamamasıyla, bu girişim boşa çıktı. 1870’lerdeki karışıklıklann ardından Bâez’in kurduğu ilk demokratik yönetim çok kısa bir süre ayakta kalabildi. 1882’de ülkenin yeni güçlü adamı olarak başa geçen Ulises Heureaux, iç istikran sağlayarak ekonomik gelişmeyi hızlandırdı. Heureaux’nun 1899’da öldürülmesi, yeni bir kargaşa dönemini başlattı. Ramon Câceres’ın güçlü yönetim dönemi (1906-11) dışında iktidar sürekli el değiştirdi. Bu arada Dominik ile ticari ilişkileri gelişen ve özel yatırımları hızla artan ABD, Avrupalı mali çevrelerin borçlarını zorla geri alma olasılığı karşısında, 1905’te Dominik’in gümrük yönetimine el koydu. Sonraki yıllarda nüfuzunu giderek pekiştirdi ve 1916’da siyasal yapının bütünüyle çökmesi üzerine Dominik’i işgal etti. 1924’e değin süren işgal döneminde ekonomide sağlanan bazı gelişmelere karşın, keyfi ve baskıcı bir yönetim oluşturuldu. ABD’nin gözetiminde yapılan seçimler sonunda devlet başkanı olan Horacio Vâsquez’in bozuk yönetimi yaygın yolsuzluklara neden oldu. 1929’da borsada baş gösteren düşüş ekonomiye büyük darbe vurdu. 1930’da yönetime karşı bir ayaklanma başladı.

Güç dengesini elinde tutan ordunun başında bulunan Rafael Trujillo, bir süre olayların tırmanmasına izin verdikten sonra yönetime el koydu. Mutlak ve acımasız bir dikta yönetimi kuran Trujillo, ekonomik gelişmeyi hızlandırmakla birlikte, tarımdan sanayiye kadar bütün sektörleri kendi ailesinin elinde topladı. 1961’de Trujillo’nun öldürülmesinden sonra yandaşları da saf dışı edilerek demokratik bir sürece girildi. 1963’te ılımlı reformcu bir çizgi izleyen Dominik Devrimci Partisi’nin önderi Juan Bosch devlet başkanı seçildi. Ama hâlâ güçlü olan tutucu çevrelerin kışkırttığı karışıklıklar yüzünden yedi ay geçmeden devrildi. Yolsuzluk ve baskıların yeniden başlaması hoşnutsuzlukların derinleşmesine yol açtı. 1965’te halktan destek gören devrimci eylemlerin yükselmesi üzerine, ABD ikinci kez Dominik’i işgal etti. Devrimci dalganın bastırılmasının ardından 1966’da Joaquı’n Balaguer’in devlet başkanlığına seçilmesiyle ABD birlikleri çekildi. ABD ile sıkı ilişkileri sürdürerek seçkin iş çevrelerinin çıkarlarını gözeten Balaguer, uzun yönetim dönemi içinde toplumsal sorunların üstesinden gelemedi. 1978’deki başkanlık seçimini muhalefetin adayı Antonio Guzmân Fernândez kazandı. Guzman, altın madenlerini devletleştirmek gibi bazı adımlar atmakla birlikte, ılımlı bir reform politikası izledi. 1980 başlarında hızla yayılan grev ve gösteriler, güvenlik kuvvetlerince sert bir biçimde bastırıldı. 1982’deki başkanlık ve meclis seçimleri toplumdaki sola kayışı yansıtan bir sonuç verdi. Dominik Devrimci Partisi’ nin sol kanadında yer alan Salvador Jorge Blanco devlet başkanlığına seçildi. Blanco’ nun sıkı tasarruf önlemlerinin halkta yarattığı hoşnutsuzluk 1986’da Balaguer’in yeniden başkan seçilmesine yol açtı. 1990’daki seçimleri de kazanarak başkanlık görevini sürdüren Balaguer, ağır dış borç yükünden kaynaklanan önemli ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldı.

Doğancı Barajı Nerede?

Doğancı Barajı, Bursa’nın 10 km güneybatısından geçen Nilüfer Çayı üzerinde kurulu kaya dolgu baraj. Bursa’nın içme, kullanma ve sanayi suyu gereksinimi karşılamak amacıyla 1975’te yapımına başlanan baraj, 1983’te hizmete açıldı. Bursa’ya yılda 70 milyon m3 su sağlayan barajın temelden yüksekliği 82 m, kret uzunluğu 288 m, su toplama hacmi 37,8 milyon m3, baraj gölü alanı 1,58 km2, yağış alanı ise 450 km2’dir. Doğancı Barajı Nerede?

Baraj dolgusunu oluşturan geçirimsiz kil “katmanı, iki taraftan kayalarla desteklenmiştir. Dolusavak, baraj gövdesinin sağ tarafında yer alır.

Doğan Kardeş Dergisi Hakkında Bilgi

Doğan Kardeş Dergisi, İstanbul’da Vedat Nedim Tör yönetiminde yayımlanan çocuk dergisi. 23 Nisan 1945-19 Haziran 1978 arasında Yapı ve Kredi Bankası’nın bir kültür hizmeti olarak aylık, 15 günlük ve haftalık olarak çıktı. Uzun süre en etkili çocuk dergisi olan Doğan Kardeş’te çocuk romanları ve öyküleri, öğretici yazılar, çizgi romanlar yer aldı. Bunların arasında en dikkate değer olanları Vâlâ Nurettin’in (Vâ-Nu) yazıları, Eflâtun Cem Güney’in “Anadolu Masalları”, Cemal Nadir’in (Güler) “Tarzan İstanbul’da”, Selma Emiroğlu’nun “Karakedi Çetesi”, Mıs- tık’m “Taş Devri” ve “Uzay Çocukları” adlı çizgi romanlarıydı.

1950 Kuşağı’nın pek çok karikatürcüsünün de ilk dönemlerinde çizgileriyle yer aldığı dergide ayrıca okurlardan gelen yazı, şiir ve karikatürlere de yer verildi. Son zamanlarında niteliksiz çizgi romanlara ve serüven öykülerine yer veren Doğan Kardeş, basımevindeki grevden sonra kapandı. Ekim 1988’de yeniden yayımlanmaya başladı.

Diyarbakır Hakkında Bilgi (Coğrafi Beşeri Fiziki Ekonomik Özellikleri)

Diyarbakır, topraklarının bir bölümü Doğu Anadolu Bölgesi, daha büyük bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde kalan il ve il merkezi kent. Yüzölçümü 15.355 km2 olan Diyarbakır ili, kuzeyde Elazığ ve Bingöl, kuzeydoğuda Muş, doğuda Batman, güneyde Mardin, güneybatıda Şanlıurfa, batıda gene Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya illeriyle çevrilidir. Kuzeyde Güneydoğu Toroslar, doğuda Batman Çayı, güneyde Mardin-Midyat Eşiği, batıda ise Karacadağ ve Fırat Irmağı ilin doğal sınırlarını oluşturur.

Doğal yapı. Dağlarla çevrili, ortası çukurlaşmış bir alanda yer alan Diyarbakır, yüzey şekilleri bakımından düzenli bir yapı gösterir. Güneydoğu Toroslar’ın kolları kuzey kesimini batıdan doğuya doğru, boydan boya engebelendirir. Kuzeybatısında Malatya Dağlarının bir sırası olan Maden Dağları (2.230 m), kuzeydoğusunda ise İnceburun ve Haçreş dağlan uzun sıralar biçiminde uzanır. İnceburun Dağları Kuştaşı Tepesinde 1.726 m’ye, Hacreş Dağları ise Hasar Tepesinde 2.761 m’ye erişir. Güneybatıdaki Şanlıurfa sınırında Karacadağ yer alır. Kollubaba Tepesinde 1.957 m’ye yükselen Karacadağ sönmüş yanardağdır, ilin en yüksek noktası, Kulp’un kuzeydoğusunda 2.813 m’ye ulaşan Tosun Tepesidir.

İl topraklarının sularını daha çok Dicle Irmağı ve kolları toplar. Batı kesimdeki küçük bir alanın sularını ise Fırat Irmağı toplar. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda, ilin hemen hemen tümünü geçen Dicle’ ye, kuzeyden Ambar Çayı ve Pamuk Çayı, güneyden ise Ballıkaya Deresi, Göksu, Bağlıca Çayı, Savur Çayı gibi kollar katılır. Kuzeydoğudaki dağlardan doğan Kulp ve Sason (Aydınlık) çayları gibi akarsular birleşerek Batman Çayını( ) oluşturur. İlin batı kesiminin sularını Dicle Irmağının kollarından Devegeçidi (Furtakşo) Suyu ile batıya doğru akarak Fırat Irmağına katılan Çermik Çayıdır.

Fırat ve Dicle ırmaklarının yüksek enerji ve sulama potansiyelinden yararlanmaya yönelik Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) Dicle Irmağı Havzasına ait önemli alt projelerinden bazıları Diyarbakır il sınırları içindedir. Bunlardan Dicle-Kralkızı, Batman Barajı ve Batınan-Silvan projeleriyle çok geniş alanlarını sulanmasının yanı sıra elektrik enerjisi üretilmesi de öngörülmektedir. GAP’m Fırat Irmağı Havzasındaki alt projelerinden Karakaya Barajı Çün- güş ve Doğanyol (Malatya ilinde) ilçeleri arasında yapılarak 1987’de tamamlandı. Bu projeyle ilişkisi olmayan, sulama amaçlı Devegeçidi Barajı Dicle’nin kollarından Devegeçidi Suyu üzerinde 1972’de devreye girdi.

İl topraklarının üçte birini kaplayan ovaların büyük bölümü, Dicle ve kolları boyunca zincirleme sıralar biçiminde uzanır. Diyarbakır Havzası olarak adlandırılan çukur alanın taban kesiminde yer alan düzlükler ilin başlıca tarım alanlarıdır.

İlin kuzey, kuzeydoğu kesimlerinde yaylalara rastlanır. Bunlar Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan bazı aşiretlerce kışlak olarak kullanılır. Dağlardaki ormanlar dışında, ilin doğal bitki örtüsü steptir. Uzun süren yaz kuraklığı nedeniyle, buradaki stepler İç ve Doğu Anadolu’dakiler kadar zengin değildir. Ormanlar ise daha çok bozuk baltalık niteliği taşır.

Ekonomi. Petrol Diyarbakır’ın önemli bir yeraltı zenginliğidir. Petrol üretimi, 1961’de N. V. Turkse Shell’in Kayaköy’de açtığı kuyularla başlamış, bunu 1973’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) kuyuları izlemiştir. Turkse Shell’in elindeki kuyular, Türkiye’nin en verimli kuyularındandır. 1980’de ülke petrol üretiminin yüzde 56’sı bu iki şirketin Diyarbakır’daki kuyularından sağlanmıştır. Ayrıca Çermik ve Merkez ilçede tuğla-kiremit hammaddesi, Çınar’da fosfat yatakları vardır.

İl ekonomisinin temelini oluşturan tarımın yanı sıra ticaret de gelişmiş durumdadır. Tarımsal üretim, büyük ölçüde doğal koşullara bağlı olarak yapılır. GAP alt projelerinin tamamlanmasıyla bu yapının değişmesi beklenmektedir. En önemli tarla ürünleri buğday, karpuz, arpa, üzüm, kavun, domates, kırmızı mercimek, pamuk, soğan, patlıcan, hıyar ve nohuttur. İlin iri kavun ve karpuzları ünlüdür. Dicle boylarında yapılan sebze üretimi önemlidir. Bağcılık geleneksel bir uğraş olarak yaygın biçimde sürer. Öteki önemli meyvelerden ceviz ve badem, ayıklanmış olarak il dışına satılır. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre 1989’da Türkiye’de üretilen keten tohumunun yüzde 29’u, darının yüzde 22’si ve kırmızı mercimeğin de yüzde 18’i Diyarbakır ilinden elde edilmiştir. Ovalık kesimlerde ikincil bir uğraş olan hayvancılık, dağlık kesimlerde ön plana geçer. En çok, yaylacılık yöntemiyle küçükbaş hayvan yetiştirilir. Aşiretlerin elinde büyük koyun ve kıl keçisi sürüleri bulunur. Ovalık kesimlerde sığır besiciliği de yapılmaktadır. Geleneksel Arap atı yetiştiriciliği ve ipekböcekçiliği gerilemektedir. Hayvan ve hayvan ürünleri Diyarbakır kentinde pazarlanır. Başlıca tarımsal ürünler pekmez, pestil, cevizli sucuk ve deridir.
İlin 1968’de kalkınmada öncelikli iller kapsamına alınmasına karşın, büyük ölçekli imalat sanayisi yatırımları, birkaç kamu fabrikası ile sınırlı kalmıştır. Başlıca sanayi kuruluşları un, süt ürünleri, rakı, yem, salça, yün ve pamuk ipliği, pamuklu ve yünlü dokuma, hah, türbin ve jeneratör, tuğla ve çimento fabrikalarıdır. Bir yaprak tütün işletmesi bulunan ilde oto tamirciliği ve oto yedek parçacılığıyla uğraşan küçük işyerleri yaygındır. Geçmişte daha canlı olan kuyumculuk, ipekli dokumacılık, bakırcılık, testicilik, saraçlık, keçecilik gibi geleneksel el sanatları sürdürülmektedir.

Diyarbakır, 1950’lerden sonra, il dışına, aile göçü niteliğinde olmak üzere önemli ölçüde nüfus vermiştir. Başta İstanbul olmak üzere büyük kentlere yönelik olan bu göçlerin temelinde tarım kesiminde mülkiyet ilişkilerinin değişimi ve imalat sanayisin- deki istihdam kapasitesinin düşüklüğü yatmaktadır.

Tarih. İlk insan yerleşmesinin günümüzden 9 bin yıl öncesine indiği Diyarbakır
yöresindeki ilk arkeolojik araştırmalar 1946’da, Türk Tarih Kurumu adına Kılıç Kökten tarafından Diyarbakır, Silvan, Bismil ve Ergani yörelerinde başlatılmıştır. İstanbul Üniversitesi Prehistorya Kürsüsü ile Chicago Üniversitesi Doğu Bilimleri Enstitüsü’nün 1963’e ortaklaşa başlattıkları çalışma halen sürmektedir. Bu çalışmalar sırasında, Ergani ilçesine bağlı Sesverenpınar (eskiden Hilar) köyündeki Çayönü’nde, İÖ 7250’ye tarihlenen, çanak çömleksiz (akeramik) bir Neolitik Çağ (İÖ 8000-5500) yerleşme bulunmuştur. Kılıç Kökten’in Hilâr köyü ile Geyik istasyonu arasındaki ovada bulduğu çakmaktaşından yapılma gereçler, daha da eskilere, Orta Paleotik Çağa (y. 100 bin-45 bin yıl önce) tarihlenmektedir. Gene Eğil ilçesine bağlı Ekinciler köyünde, Hacılar Tepesi (Girikihaciyan) Höyüğü’nde İÖ 6000-5000’lere tarihlenen bir yerleşme bulunmuş, bu yerleşmede moloz taş duvar kalıntılarına çakmaktaşı, doğal cam ve kemikten yapılmış araçlara, tek renkli çanak çömleklere ve Tel Halaf türü çömleklere rastlanmıştır.

Bu topraklar, hem doğal koşullarının yerleşmeye ve tarıma elverişliliği, hem de doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine bağlayan doğal yollar üzerinde yer alması nedeniyle, tarih boyunca pek çok uygarlığa sahne olmuştur. Gerek Anadolu’da, gerek Mezopotamya’da egemenlik kuran hemen her kavim burayı ele geçirmiş ya da en azından Diyarbakır Kalesi’ni kuşatmıştır. Bu saldırılar nedeniyle Roma döneminde surlarla çevrilen kent, bazısı birkaç yıl, bazısı ise yüzyıllar süren çeşitli yönetimler altında yaşadığından çok zengin bir kültür ve tarih mirasına sahiptir.

Diyarbakır yöresi İÖ 3000’lerde Hurrilerin yaşadığı alanlardan biriydi. Asurların İÖ 1250’de Hurri-Mitanni krallıklarını yıkarak egemenlikleri altına aldıkları yöre, Mezopotamya’nın kuzeyindeki Subaru ya da Subartu denen bölgede yer alıyordu. Yörede kurulan Bit Zamani Krallığı İÖ 890’da Urartulara İÖ 852’de de Asurlara bağlandı. İÖ 7. yüzyılda İskit akınlarına hedef oldu ve aynı yüzyılın sonlarında Aşur Krallığı’nı yıkan Medlerin eline geçti. İÖ 550’de başlayan Pers egemenliği IÖ 331’e değin sürdü. Kısa bir Makedonya yönetiminin ardından önce Selevkoslar, sonra da Partlar kenti ele geçirdi. İÖ 69’da Diyarbakır’ın da içinde bulunduğu geniş bir alan Roma topraklarına katıldı. Birkaç kez el değiştirdiyse de Roma egemenliği İS 4. yüzyıla değin sürdü. Sonraki yıllarda yöre zaman zaman Sasanilerin ve Romalıların elinde kaldı.
Diyarbakır, 5. yüzyılda Sasani akınlarına hedef oldu. Birçok çatışmadan sonra Bizanslılar, Batman Çayının batısında kalan topraklarda üstünlüğü ele geçirdi. 7. yüzyılda Anadolu’ya Arap akınları başladı.

Hz. Ömer döneminde Kuzey Mezopotamya’yı fethetmek üzere yola çıkan bir ordu, 639’da Diyarbakır’ı ele geçirdi. Diyarbakır ayrı bir vilayet haline getirilerek bir vali ile yönetilmeye başladı. Yöre 661’de Emevi, 750’de Abbasi yönetimine geçti. Bu dönemde birçok Bizans saldırısına uğramakla birlikte yöre, 9. yüzyılın ikinci yarısında Şeyhoğulları, 10. yüzyılda da Hamdaniler, Büveyhiler ve Mervaniler tarafından yönetildi. 1040’ta Türkmenler bu topraklara girmeye başladılar. Yöre 1085’te Büyük Selçukluların eline geçti. Bundan sonra İnaloğulları, Hısn Keyfa Artukluları ve Eyyubilerin elinde kaldı. 1240’taki Anadolu Selçukluları egemenliğini, 1259’da İlhanlı egemenliği izledi. İlhanlılar kentin yönetimini Mardin Artuklularına bıraktılar. Yöreyi 1394’te ele geçiren Timur ise, yönetimi Akkoyunlulara verdi. 1405’te Diyarbakır yöresi tümüyle Akkoyunlu egemenliğine girdi. Akkoyunluları 1502’de büyük bir yenilgiye uğratan I. İsmail (Şah), 1507’de Diyarbakır’ı ele geçirdi. Kent halkı Safevi yönetimine karşı ayaklanarak I. Selim’e (Yavuz) Osmanlı yönetimine bağlanmak istediğini bildirdi. Safevi kuşatması, kent halkının direnişi nedeniyle başarıya ulaşamadı. Yavuz, Çaldıran Seferi’nden (1514) sonra, 1515’te Diyarbakır’ı Osmanlı topraklarına kattı. Halkı Kürtler, Ermeniler ve Süryanilerden oluşan yöre Osmanlı döneminde yerel Kürt beyleri tarafından yönetildi. 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarında birçok ayaklanmaya sahne olan yöre Amid ve Maden sancaklarının sınırları içindeydi. 1925’te çıkan Şeyh Sait ayaklanması sırasında Diyarbakır yöresinde birçok çarpışma oldu.
Kentin yapısı. Eski Asur kaynaklarında Amidi biçiminde rastlanan kentin adı, Yunan kaynaklarında Amido ya da Amida olarak geçer. Arap kaynaklarında Amid biçimini alan bu ad, bölgeye Türkmenlerin yerleşmesinden sonra surların ve binaların yapımında kullanılan siyah renkli bazalt taşlarından ötürü Kara Amid’e dönüşmüştür. Arap akınları sırasında bölgeye Bekr aşiretinin yerleşmesinden dolayı Diyar-ı Bekr adı yaygınlaşmış, bu sözcük zamanla Diyarbekir biçimini almıştır. 1937’de ise ilin adı, resmî olarak Diyarbakır’a çevrilmiştir.

Diyarbakır kenti, ilin orta kesiminde, kuzeydeki dağlık kesim ile güneydeki stepler arasında kalan, yerleşmeye elverişli bir alanda kuruludur. Akdeniz ve Basra Körfezine, Karadeniz’e, Azerbaycan ve İran’a giden ana ulaşım yollarının kesişme noktasında yer alır. Bu nedenle bir ticaret merkezi olarak gelişmiş, yönetim merkezi olması da bu işlevini güçlendirmiştir. Cumhuriyet döneminde kara, demir ve hava yolu bağlantılarına kavuşan kent, geniş bir alanın ürünlerini toplayıp dağıtan bölgesel bir merkez niteliği kazanmıştır. Birçok kamu kuruluşunun bölge müdürlükleri yanında Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, 7. Kolordu ve 2. Taktik Ana Jet Üssü de Diyarbakır’ dadır.

Kentin sur dışına taşması, demiryolunun gelişinden (1935) sonra başladı. 1950’lerde bu eğilim hızlandı ve sur dışında hızlı bir apartmanlaşma başladı. Yüzey şekillerinin doğu ve güney yönlerinde engel oluşturması ve geniş askeri alanlar nedeniyle kentin gelişmesi batı ve kuzey yönlerine doğru olmaktadır.
Kentteki başlıca yükseköğretim kurumu bazı fakülte ve yüksekokulları başka illerde olan Dicle Üniversitesi’dir. Başlıca sağlık kurumlan ise Dicle Üniversitesi, Devlet, Doğum, Göğüs Hastalıkları, SSK ve Trahom hastaneleridir. Kentteki müzeler Diyarbakır Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi, Ziya Gökalp Müzesi, Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi’dir. Kent karayoluyla Ankara’ya 921 km, İstanbul’a 1.372 km uzaklıktadır.

Tarihsel yapılar. Diyarbakır’ın tarihsel yapılarının en önemlisi, dünyaca ünlü Diyarbakır Kalesi’dir. Kalenin kuzeydoğu kö-şesindeki İçkale’de bulunan Nasturi Kilisesi bir 6. yüzyıl Bizans yapısıdır. Diyarbakır Ulucamisi Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı eklemeleri ile anıtsal bir yapılar topluluğu niteliği kazanmıştır. Kale Camisi Nisanoğullan; Ömer Şeddad (Hz. Ömer) Camisi İnaloğulları; Nebi, Safa (bak. Safa Camisi) ve Şeyh Matar camileri ile İbrahim Bey, Taceddin ve Hacı Büzürg mescitleri Akkoyunlular; Zinciriye Medresesi ve Mesudiye Medresesi ile Artuklu Sarayı ve Devegeçidi Suyu Köprüsü Artuklular zamanından kalmadır. Başlıca Osmanlı yapıları arasında ise Fatih Paşa Camisi ve Melek Ahmed Paşa Camisi ile Hoca Ahmed (Ayni Minare, 1489), Hüsrev Paşa (1528), Ali Paşa (1537), İskender Paşa (1551), Behram Paşa (1572), Defterdar (1594), Nasuh Paşa (1611) ve Kurt İsmail Paşa (1875) camileri ile çok sayıda türbe (İskender Paşa Türbesif]) ve han (Deliller Hanı[*]) sayılabilir. Şeyh Abdülcelil, Şeyh Yusuf Hemedani, Lala Bey, Sarı Saltık, Zincirkıran ve Karadeniz (Mir Seyyaf) türbeleri, 13-16. yüzyıllarda yapılmış öteki önemli tarihsel yapılardır. Mervaniler zamanından kalan Dicle Köprüsü, Silvan ilçesinde Batman Çayı üzerinde Artuklular zamanında yapıldığı bilinen Malabadi Köprüsü) ve Silvan Ulucamisi de önemli yapılardandır. Diyarbakır’ın en az kalesi kadar ünlü, ilgi çekici bir özelliği de evleridir. Bazısı köşk ve saray niteliğinde olan bu yapılar, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı mimarilerinin özgün bir bileşimidir. Gerek yöresel malzemenin kullanımı, gerek doğa koşulları ile mimarinin yetkin uyumu, gerekse ince işçilik ve bezemeleriyle Diyarbakır evleri, Anadolu sivil mimari örnekleri arasında haklı bir ün kazanmıştır. Evler büyük ölçüde, yörede çıkan siyah renkli bazalt taşı ile yapılmış, plan iklime göre belirlenmiştir. Evlerin birbirine yakın olmasının yanı sıra, dar sokaklar, yüksek avlu duvarları, avlularda ya da odalarda yer alan havuzlar, bunaltıcı yaz sıcağını engellemeyi amaçlar. Akkoyunlulardan kalma Seman (bugün Atatürk) Köşkü, Cihannüma Köşkü, ŞeyhoğuIIarı Evi, İskender Paşa Konağı, Behram Paşa Evi, Gökalplerin Evi, Cemil Paşa Konağı ve Trahom Hastanesi binası, Diyarbakır evlerinden günümüze kalan en güzel örneklerdir. Diyarbakır Belediyesi 1880’de kurulmuştur.

Haguenau (Fransa)

Haguenau, Fransa’nın kuzeydoğusunda, Alsace yönetim bölgesindeki Bas-Rhin ilinde (departement) kent. Strasbourg’un kuzeyinde, Haguenau Ormanının hemen güneyinden geçen Moder Irmağının kıyısında yer alır. 12. yüzyılda, ırmaktaki bir adanın üzerindeki şatonun çevresinde gelişen kent Kutsal Roma-Germen imparatoru I. Friedrich’in en sevdiği yerlerden biriydi.

1257’de imparatorluk kenti yapıldı. 14. yüzyılda Alsace bölgesindeki 10 kenti bir araya getiren Dekapolis’in merkezi oldu. 1648’de Fransa tarafından ilhak edildi ve 17. yüzyıldaki savaşlardan büyük zarar gördü. Kentin tarihsel yapılan 13. yüzyıldan kalma Wissembourg ve Fishermen kapıları, 12. yüzyıl yapısı Saint-Georges Kilisesi ve gotik üsluptaki Saint-Nicholas Kilisesi’dir (14. yy). Kentte hafif sanayi kuruluşları vardır. Ünlü şerbetçiotu pazarı sırasında her yıl bir festival düzenlenir. Nüfus (1982) 23.990.

Haderslev Kenti (Danimarka)

Haderslev, Danimarka’da, Jutland’ın güneydoğusundaki S0nderjyllands ilinde (amtskommune) kenttir. Küçük Boğazdan (Lille Baelt) 14 km içeride, Haderslev Fiyordunun kıyısında yer alır.

Adı ilk kez 1228’de kayıtlara geçen ve 1292’de tüzel kimlik kazanan kent, 15. yüzyılda Schlesvvig’le Holstein arasındaki savaşlardan büyük zarar gördü. 1864’te Schlesvvig’le birlikte Prusya’nın egemenliği altına girdi. 1920′ deki bir halkoylamasının ardından hem Maderslev, hem de Kuzey Schleswig yeniden Danimarka’ya bağlandı. Ortaçağda kentte kurulan iki şato krallann gözde ikamet yerleri oldu; şatolardan biri 1644’te yıkıldı. 15. yüzyıl başından kalma görkemli Meryem Ana Kilisesi (Vor Frue Kirke) daha önceki romanesk bir yapının üzerine inşa edilmiştir.

Haderslev bugün bir ticaret merkezi, liman kenti ve demiryolu kavşağıdır. Başlıca sanayi kuruluşları tabakhaneler, makine imalathaneleri ve bira fabrikalarıdır. Eğitim ve kültür kurumlarının başında lise (1567), katedral okulu, yüksek öğretmen okulu (1870) ve Haderslev Amts Müzesi gelir.