Kariye Camii Tarihi Hakkında Bilgi

Kariye Camii Tarihi Hakkında Bilgi

Kariye Camisi, eskiden khora manastir KİLİSESİ, 16. yüzyılda camiye çevrilen son Bizans dönemi yapısı. İstanbul’da, Edirnekapı semtinde, surların hemen içinde ve Tekfur Sarayı yakınındadır.

Yapım tarihi konusunda kesin bilgi yok­tur. Bazıları Yunanca adında geçen khora (“açık arazi”, “kentin dışı”) sözcüğünden yola çıkarak, kentin dışında diye tanımlana­bilmesi için bugünkü surların tamamlanma­sında (422) önce yapılmış olması gerektiğini ileri sürerler. Çeşitli eski kayıtlarda adı geçen manastır ve kilisenin de bu yapı olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. Ama imparator I. Aleksios Komnenos’un (hd 1081-1118) kayınvalidesinin 11. yüzyılın sonlarına doğru burada bir manastır yaptır­dığı ya da harap bir kiliseyi onarttığı bilinmektedir. İmparatorun kardeşi İsaak Komnenos da bir depremde yıkılan bu yapıyı 1120’de yeniden yaptırdı. 1204’te Konstantinopolis’i (İstanbul) işgal eden La­tinler zamanında pek çok yapı gibi Khora Manastırı da yağma edildi. 1261’de kent yeniden Bizanslıların eline geçtikten sonra, Blakhernai Sarayı’na da yakınlığı dolayısıy­la, imparatorların önem verdiği bir dinsel merkez haline geldi. İmparator II. Andronikos Palaiologos’un dostu, dönemin önde gelen devlet adamlarından, aynı zamanda önemli bir tarih yazarı ve hümanist olan Theodoros Metokhites 1315-21 arasında manastırla kiliseyi köklü bir onarımdan geçirtti. Kilisenin çökmüş olan kubbesi yeniden yapıldığı gibi, önüne bir dış (bazı kaynaklara göre bir de iç) narteks, kuzeyine bir yan nef, güneyine de bir parekklesion (yan kilise) eklendi. Bütün iç duvarlar mermer levhalarla, duvarların üst bölümle­ri, kemerlerin, tonozların, kubbelerin içleri, pandantiflerin üstleri mozaiklerle, parekk- lesion’un duvarlarıyla tavanı fresklerle be­zendi. Yapı bugünkü görünümünü büyük ölçüde o zaman aldı.

Kentin Osmanlıların eline geçmesinden çok sonra II. Bayezid’in sadrazamı Atik Ali Paşa kiliseyi camiye çevirttiyse de (1511), manastırın öbür yapılarına dokunulmadı. Kullanılmayan bu yapılar zamanla harap oldu ve bugün hiçbir izleri kalmadı. 18. yüzyılın ilk yarısında Kızlarağası Beşir Ağa camiyi onarttı; bir imaretle bir de mektep ekletti. O dönemden de yalnızca bugün caminin hemen solundaki türbe kaldı. 1766’daki depremden büyük zarar gören yapı aynı yıl onarıldı. 1876’da mozaikler ilk kez temizlendi ve üstleri yeniden badanayla kapa­tıldı. 1903-06 arasında Rus Arkeoloji Enstitü­sü, 1929’da da Vakıflar’ca onarımlar gerçek­leştirildi. Ayasofya’nın ardından müzeye çev­rilerek yönetsel olarak ona bağlanan yapıda 1948-59 arasında da Amerikan Bizans Ensti­tüsü onarım çalışmaları yürüttü.

Yapının ana ibadet mekânı, kenarları 7 m boyunda bir kare biçimindedir. Kuzey, batı ve güney duvarlarında yer alan, derinlikleri­nin yalnızca 1,5 m olmasına karşılık hemen hemen duvarın bütün genişliğini kaplayan birer niş bu mekânı yanlara doğru genişle­tir. Güneydeki dördüncü niş ise yarım daire planlı apsise açılır. Apsis dışarıdan, zemine oturan büyük bir payanda kemeri ile des­teklenmiştir. Nişlerin üzeri birer beşik ke­merle geçilmiştir ve 7 m çapındaki merkezî kubbeyi taşıyan yüksek kasnak bu dört kemere oturur. İçerisi büyük ölçüde kas­naktaki pencerelerden giren ışıkla aydınla­nır; apsisin de ince uzun, üzeri kemerli üç penceresi vardır. Ana apsisin iki yanındaki kare planlı odacıklann (pastophori) üzerleri küçük birer kubbeyle örtülüdür; bunların yarım daire biçimli apsisleri de doğu duva­rından dışarıya taşar. Ana ibadet mekânının kuzeyinde iki katlı, dar bir yan nef yer alır. Buranın üst katına, kuzey beden duvarının
kalınlığı içindeki tek kollu bir merdivenle çıkılır.

Ana ibadet mekânının güneyindeki pa­rekklesion m doğu ucu da yarım daire planlı bir apsisle sona erer. Parekklesion’un ortasında, gene pencerelerle delinmiş yük­sek bir kasnağın üstünde, yapının ikinci büyük kubbesi (çapı 4,5 m) yükselir. Ana ibadet mekânının batısında iç narteks uza­nır. Kuzey ve güneydeki uçlarının üstünde yüksek kasnaklı küçük birer kubbenin yer aldığı bu ince uzun mekân, doğu duvarında­ki iki kapıyla ana ibadet mekânına, batı duvarındaki bir kapıyla da dış nartekse açılır. Dış narteks batıda yapının bütün eni boyunca uzanır. Güneydoğuda, parekklesi­on’ la birleştiği köşede, tek şerefeli minare yapılmıştır. Yapının giriş cephesini oluştu­ran dış narteksin batı duvarındaki yedi kemerden altısının içi, camiye çevrilme sırasında doldurulmuş, yalnız birer küçük pencere boşluğu bırakılmıştır. Apsis ekseni üzerindeki yedinci kemerin içinde ise giriş kapısı yer alır.

Yapının beden duvarları taş ve tuğlayla almaşık olarak örülmüş, kemerleri tuğlayla oluşturulmuştur. Özellikle doğu cephesi, her biri başka yükseklikteki yan yana dört apsis çıkıntısıyla çok hareketli bir görünüm­dedir. Bu cephede parekklesion apsisinin duvarındaki ince uzun, içbükey nişler Palaiologoslar döneminin tipik bir mimari özelliğini yansıtır.

Kariye Camisi, Fethiye Camisi’yle bir­likte son dönem Bizans mozaiklerinin de en güzel örneklerini barındırır. Bunlar şematiklikten kurtulmuş, doğal, canlı, hare­ketli, yüzleri ifadeli ince uzun figürleriyle, kırmızı ve özellikle maviye ağırlık veren renk kullanımıyla, arka planın da boş bırakılmayıp çeşitli ayrıntılarla dolduruldu­ğu derinlikli kompozisyon anlayışlarıyla Bi­zans sanatındaki bir rönesansı yansıtan yapıtlardır. Dış narteksteki mozaikler Hz. isa’nın, iç nartekstekiler Meryem Ana’nın yaşamlarındaki olayları, parekklesion’daki freskler de Kitabı Mukaddes’ten alınmış çeşitli sahneleri canlandırır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir