Dominik Cumhuriyeti Hakkında Bilgi

Dominik Cumhuriyeti, İspanyolca REPÜB- LİCA DOMİNİCANA. Büyük Antiller’de Hispaniola Adasının üçte ikilik doğu bölümü ile bazı küçük adalardan oluşan ülke. Atlas Okyanusu ile Antil Denizi arasında, ABD’ nin Florida eyaletinin 970 km güneydoğusunda, Kolombiya ile Venezuela’nın da 500 km kuzeyinde yer alır. Batıda Haiti ile çevrilidir; doğuda Mona Boğazıyla Porto Riko’dan ayrılır. 48.442 km2’lik yüzölçümüyle Küba’dan sonra bölgenin ikinci büyük ülkesidir. Başkenti ABD ve Avrupa’ dan gelen önemli denizyollarının geçtiği bir bölgede yer alan Santa Domingo’dur. 1991 tahmini nüfusu 7.320.000’dir.

Doğal yapı. Karmaşık ve değişken bir topografyası olan Dominik, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan beş ayrı sıradağ ve plato ile kaplıdır. Ortalama yüksekliği 1.800 m olan Orta Cordillera, Batı Hint Adalarının en yüksek noktası olan Duarte Doruğunda 3.175 m’ye ulaşır. Kuzeybatı kıyısına paralel uzanan Kuzey Cordillera, güneybatıdaki iki küçük sıradağ ve kuzeydoğudaki Doğu Cordillera öteki yükseltileri oluşturur. Ülkenin ortakuzey kesimini kaplayan, 225 km uzunluğundaki ve 23 km genişliğindeki Cibao Vadisi ülkedeki en verimli topraklarla kaplıdır. Geniş çöl şeritlerinin yer aldığı en batıdaki kesim, genellikle kıraç bir yapı gösterir. Güneydoğuda ise engebeli ovalar bulunur.

Başlıca ırmaklar sulama ve hidroelektrik enerji üretiminde yararlanılan kuzeydeki Kuzey Yaque, güneydeki Güney Yaque ve doğudaki Yuna’dır. Güneybatıda Haiti sınırı yakınında bulunan tuzlu Enriquillo Gölü, deniz düzeyinin 46 m altındadır. Uzunluğu 37 km, en geniş yeri 18 km olan bu güzel manzaralı göl, Batı Hint Adalarının en alçak noktasını oluşturur. Yüksek kesimlerde başkalaşım ve tortul kayaçların artıklarından oluşmuş bir toprak dokusu görülür. Düzlüklerde ise yakın dönemde oluşmuş alüvyonlu topraklar egemendir. Ilıman bir tropik iklimin görüldüğü Dominik’te yıllık ortalama sıcaklık 25°C’dir; iç kesimdeki dağlarda bile ortalama sıcaklık 21°C’nin altına düşmez. Sıcaklık seyrek olarak 32°C’yi geçer. 1.346 mm olan yıllık ortalama yağış kuzeydoğuda 2.540 mm’ye kadar çıkar; buna karşılık batıda 500 mm’ye düşer. Tropik fırtınalar ve harikanlar ağustos-ekim arasında ciddi tehlikeler yaratır.

Daha yağışlı olan kuzeydoğu ve doğu kesimlerinde çam ve maun gibi sertodunlu ağaçlardan oluşmuş sık ormanlar bulunur. Daha kurak olan batıda ise savan türü bitkiler ve alçak çalılıklar egemendir. Bazı kıyılarda mangrov bataklıkları vardır. Doğudaki savan alanlarının büyük bölümü şeker kamışı ekimi ve sığırları otlatmak için kullanılır, Yüksek dağlarda yabanıl domuz sürüleri yaşar. Akarsu ağızlarında ve Enriquillo Gölü çevresinde alligatorlara rastlanır. Kuş varlığı son derece zengindir; göl çevresinde flamingolar bulunur. Deniz sularında bol miktarda balık ve deniz kabuklusu yaşar.

Nüfusun büyük bölümünü Avrupalı ve Afrikalı karışımı Mulattolar oluşturur. Avrupalılar ve Siyahlar birer küçük azınlık durumundadır. Alman Yahudilerinin oluşturduğu küçük, kapalı topluluk günümüzde giderek dağılmaktadır. Constanza Vadisinde tarımla uğraşan küçük bir Japon kolonisi vardır. 19. yüzyılda gelen çok sayıda Akdenizli göçmen zamanla yerli halka karışmıştır. Nüfusun yüzde 95’e yakın bölümü Katoliktir. Katolik Kilisesi’nin kültürel yaşam üzerinde güçlü bir etkisi vardır.

Doğal çevre koşullarının belirlediği geleneksel yerleşim bölgelerinde caudillo denen güçlü askeri şeflere bağlılık yakın dönemde kırılmıştır. Nüfusun önemli bir bölümü Cibao Vadisinde toplanmıştır. Santo Domingo ve çevresinin özgün kültürel yapısı son yıllardaki kitlesel göçler sonunda büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Doğudaki savanlarda küçük çiftçilik yapan Avrupa kökenliler, doğu kıyı şeridinde ise genellikle işçi olarak çalışan Siyahlar çoğunluktadır. Kırsal kesimde küçük yerleşme birimleri egemendir. Resmî dil olan İspanyolcanın dışın-da çeşitli Avrupa dilleri de konuşulur.

Nüfus yoğunluğu (1991) km2 başına 151 kişidir. 1970’lerden sonra kırsal kesimden göçlerin hızlanması nedeniyle, kentlerin toplam nüfus içindeki oranı (1990) yüzde 60’a ulaşmıştır. Öteden beri çok yüksek olan doğum oranı, 1960’tan sonraki sürekli düşüşe karşın, hâlâ binde 31 düzeyindedir (1985-90). Buna karşılık binde 6,8 olan ölüm oranı (1985-90) bölgedeki ülkelere göre düşük sayılır. Toplam nüfus içinde 15 yaşın altındakilerin oranı (1990) yüzde 38 dolayındadır. 1968’den sonra nüfus artış hızını düşürmek için uygulanan aile planlaması programının yanı sıra dışarıya göçleri özendirici politikalar izlenmektedir. Bu çerçevede 1965’ten bu yana özellikle Haitili işçilerin göçlerine kısıtlamalar getirilmiştir.
Ekonomi. Dominik’te kamu ve özel sektörün yer aldığı karma bir ekonomi yürürlük-tedir. Ekonomi büyük ölçüde şeker üretimi ve ihracatına dayanır. Son derece yüksek olan işsizlik ekonomiyi olumsuz yönde etkiler, 1989 verilerine göre ülke gayri safi milli hasılası (GSMH) 5,5 milyar ABD Doları, kişi başına düşen milli gelir ise 790 ABD Doları’dır. Ülke topraklarının yüzde 30’u ekili alanlardan, yüzde 43’ü ise çayır ve otlaklardan oluşur. 1990 verilerine göre gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 15’ini karşılayan tarım sektöründe, toplam işgücünün yüzde 22’si çalışır. Tarımın asıl ağırlığını yerel tüketime dönük çiftçilik oluşturur; gübreleme ve ilaçlama yalnızca ticari çiftliklerde ve kooperatifler-de uygulanır. Ülkedeki çiftliklerin yaklaşık onda biri devletin elindedir. Pirinç, mısır ve fasulye gibi gıda ürünleri iç gereksinimi karşılamaktan uzaktır. İhracat içindeki payı üçte biri bulan şeker üretimi daha çok güneydoğudaki plantasyonlarda yoğunlaşmıştır. Öte yandan ihracat amacıyla önemli miktarlarda tütün, kahve ve kakao da yetiştirilir.

Dominik’in başlıca maden kaynaklan boksit, alçıtaşı, demir cevheri, nikel, bakır, gümüş, altın ve platindir. Güneybatıdaki kayatuzu yatakları dünyanın en büyük yatakları arasında yer alır. Bunların dışında henüz işletilmeyen kükürt, kömür, molibden, kobalt, kalay ve çinko yatakları bulunmuştur. Ayrıca bazı kehribar yatakları vardır. Madencilik sektörü külçe altın, ferronikel ve boksit gibi ürünlerle ihracata önemli katkıda bulunur.

GSYİH içindeki payı yüzde 16 dolayında olan imalat sektörü daha çok hafif sanayilere dayanır. Üretim genellikle küçük ölçekli kuruluşlarda yapılır. Başlıca ürünler işlenmiş şeker, melas, gıda maddeleri, sigara, dokuma ve giyim eşyasıdır. Yaklaşık 3 milyar kW-sa olan elektrik üretiminin (1990) büyük bölümü bütünüyle ithal edilen sıvı yakıtlardan elde edilir. Hidroelektrik enerji santrallarının sayısı azdır. Giderek önemli bir gelir kaynağı durumuna gelen turizmin büyük bir gelişme potansiyeli vardır.

Dünya şeker piyasasındaki dalgalanmalar ve petrol ithalatı yükü, son yıllarda ticaret dengesinin bozulmasına yol açmıştır. Başlıca ithalat kalemleri petrol, gıda ürünleri ile yatırım ve tüketim mallarıdır. Dış ticarette en önemli yeri ABD, Venezuela, Meksika ve Hollanda tutar.
Yeterli bir düzeyde olan karayolu ağının odak noktası Santo Domingo’dur. Devlet denetimindeki tek demiryolu hattı şeker plantasyonlarını limanlara bağlar. Santo Domingo ve Puerto Plata uluslararası havalimanları daha çok yolcu taşımacılığında kullanılır. Yük taşımacılığının büyük bölümü denizyoluyla yapılır. En önemli limanlar San Pedro de Macoris, La Romana, Puerto Plata ve Barahona’dır.
Yönetsel ve toplumsal koşullar. Temsili demokrasiyle yönetilen Dominik’te yürütme gücünün başında, 1966 Anayasası uya- nnca, dört yıllık bir dönem için doğrudan seçimle işbaşına gelen başkan bulunur.

Aynı zamanda silahlı kuvvetlerin başkomutanı olan ve çok geniş yetkileri elinde tutan devlet başkanı, yürütme işlerinde kendisine yardımcı olan hükümeti ve il valilerini atar. Yasama gücü gene dört yıllık bir dönem için seçilen iki meclisli Ulusal Kongre’ye verilmiştir. Toplam 30 üyeli Senato’ ya her ilden ve Ulusal Bölge’den birer temsilci gönderilir. Toplam 120 üyeli Millet Meclisi’nde ise temsilci sayısı illerin nüfusuna göre belirlenir. Başlıca siyasal partiler Dominik Devrimci Partisi ile Reformcu Sosyal Hıristiyan Parti’dir. Ordunun yönetim üzerinde önemli bir etkisi vardır. Seçimle işbaşına gelen yerel yönetim kuruluşları belirli bir özerklikten yararlanır. Bağımsız olan yargı sisteminin başında Yüksek Mahkeme bulunur.

1947’de isteğe bağlı üyelik temelinde oluşturulan sosyal sigorta sistemi emekli, dul, yetim ve sakat aylığının yanı sıra hastalık, annelik ve iş kazası yardımlarını kapsar. Sağlık koşulları özellikle kırsal kesimde çok kötüdür. Daha çok kentlerde toplanmış olan sağlık hizmetleri yeterli olmaktan uzaktır. Kötü çevre koşulları, yetersiz beslenme, hastane ve personel açığı nedeniyle bulaşıcı ve paraziter hastalıklar son derece yaygındır. Bebek ölüm oranı (1985-90) binde 65’tir. Ortalama ömür erkeklerde 63,9 yıl, kadınlarda 68,1 yıldır.
Parasız olan ilköğrenim, okulların yeterli olduğu yerlerde 7-14 yaşları arasında zorunludur. Ortaöğrenim çağındaki çocukların çok küçük bir bölümü okula gidebilmektedir. Varlıklı ailelerden gelen öğrenciler genellikle tarikatlardan destek gören özel okullarda okur. Tarıma dönük bazı resmî ve özel meslek okulları da vardır. Yükseköğretim veren beş üniversitenin en büyüğü Yenidünya’nın ilk üniversitesi sayılan Özerk Santo Domingo Üniversitesi’dir (1538).

Dominik basını Trujillo döneminden sonra sansür baskısından bir ölçüde kurtulmuştur. Gazetelerin düzeyi genellikle yüksektir. Devlet ve özel kuruluşların yönettiği radyo ve televizyon yayınlan geniş bir kesime ulaşır.
Konut durumu ülkenin en önemli sorunlarından birini oluşturmaktadır. Şeker plantasyonlarında çalışan işçiler barakalarda ve bohio denen küçük kulübelerde oturur.

Gelir düzeyinin biraz daha yüksek olduğu Cibao’da duvarları süslü sağlam ve büyük ahşap evler yaygındır. Derme çatma evlerden oluşan gecekondu mahallelerinin iç kesimlere kadar sokulduğu kentlerde, toprağa bağlı geleneksel oligarşinin ve yeni seçkin tabakanın oturduğu semtler belirgin biçimde ayrılır. Kültürel yaşam. Dominik kültürü halk sanatlarına ve geleneklerine dayanır. Özel-likle dans eşliğinde yapılan müzik bütün toplumsal düzeylerde ve dinlerde önemli bir yer tutar. En tipik müzik biçimlerinde Afrika’dan gelen etkilerin izleri açıkça görülür. Ayrıca İspanya ve Ortadoğu etkisi taşıyan halk şarkıları ve ezgileri de yaygındır. En gözde danslar meretıgue ve bolero’ dur. Beyzbol çok tutulan bir spordur. Kırsal kesimde geleneksel horoz dövüşü hâlâ yaygın bir eğlencedir.

Tarih. Hispaniola’nm Kolomb öncesi tarihi konusunda pek az şey bilinmektedir. Kolomb, Güney Amerika’dan gelerek barışçı Aravak (Tayno) Yerlilerini ortadan kaldırmış olan yağmacı Kariplerin oturduğu adaya 1492’de ulaştı. Kolomb’un adanın Atlas Okyanusuna bakan kuzey kıyılarında kurduğu koloni, çok geçmeden Yerlilerce yok edildi. İkinci yolculuğunda da adaya uğrayan Kolomb’un gene kuzey kıyılarında oluşturduğu ikinci koloni, güneyde altın bulunduğuna ilişkin haberler üzerine terk edildi. Ardından Antil Denizi kıyısında Santo Domingo kuruldu. İspanya’nın giderek büyüyen imparatorluğunun merkezi olan ve zengin madenlerin ve verimli toprakların köle emeğiyle işletilmesiyle büyük bir servet sağlayan Hispaniola, 1550’lerde ilgi alanının daha zengin kaynakların bulunduğu Meksika ve Peru’ya kayması yüzünden, ikinci plana düşerek hızla yoksullaştı. Bunu izleyen İngiliz, Felemenkli ve Fransız korsanların yağma eylemleri sonunda daha büyük yıkıma uğradı. 1697’de adanın batıdaki üçte birlik bölümü (Haiti), resmen Fransa’ya bırakıldı. Siyah kölelerin çalıştırıldığı şeker plantasyonları, buradaki koloninin zenginleşmesini sağladı. 18. yüzyılda İspanyol kolonisi de belirli bir gelişme gösterdi. 1795’te adanın tümü Fransa’ya geçti. Bu arada Haiti’de patlak .veren köle ayaklanması doğuya da yayılarak beyazlara yönelik bir şiddet dalgasına dönüştü. İngiliz donanmasının yardımıyla ayaklanmacıların püskürtülmesinden sonra 1809’da adanın doğu bölümü yeniden İspanya’ya verildi. Güney Amerika’da yükselen bağımsızlık mücadelesinin etkisiyle, 1821’de Dominik Cumhuriyeti ilan edildi.

Bağımsızlığın elde edilmesinden birkaç hafta sonra ülkeye giren Haiti birlikleri yönetimi devirerek köleliği kaldırdı. Bu arada geleneksel kurumların çoğu yıkıldı. 1830’larda Juan Pablo Duarte öncülüğünde oluşturulan gizli örgüt, uzun bir mücadele sonunda Haiti’deki iç savaştan da yararlanarak 1844’te işgale son verdi. Sonraki yıllarda birbirini izleyen diktatörlük yönetimleri yabancı ticaret çevrelerinin etki ve müdahalesinin artmasına yol açtı. Dominik yaklaşık 30 yıl, sırayla devlet başkanlığını elinde tutan Pedro Santana ve Buenaventura Bâez’in çekişmesine sahne oldu. Haiti’den gelen saldınları durdurmak isteyen Santana, 1861’de ülkeyi İspanya’ya bağlayarak genel vali unvanını aldı. İspanyol birliklerinin bir dizi çarpışmadan sonra 1865’te geri çekilmesiyle başa geçen Bâez, ABD’nin himayesini sağlamaya yönelik bir plan hazırladı. Ama ABD Senatosu’nun bu konuda imzalanan antlaşmayı onaylamamasıyla, bu girişim boşa çıktı. 1870’lerdeki karışıklıklann ardından Bâez’in kurduğu ilk demokratik yönetim çok kısa bir süre ayakta kalabildi. 1882’de ülkenin yeni güçlü adamı olarak başa geçen Ulises Heureaux, iç istikran sağlayarak ekonomik gelişmeyi hızlandırdı. Heureaux’nun 1899’da öldürülmesi, yeni bir kargaşa dönemini başlattı. Ramon Câceres’ın güçlü yönetim dönemi (1906-11) dışında iktidar sürekli el değiştirdi. Bu arada Dominik ile ticari ilişkileri gelişen ve özel yatırımları hızla artan ABD, Avrupalı mali çevrelerin borçlarını zorla geri alma olasılığı karşısında, 1905’te Dominik’in gümrük yönetimine el koydu. Sonraki yıllarda nüfuzunu giderek pekiştirdi ve 1916’da siyasal yapının bütünüyle çökmesi üzerine Dominik’i işgal etti. 1924’e değin süren işgal döneminde ekonomide sağlanan bazı gelişmelere karşın, keyfi ve baskıcı bir yönetim oluşturuldu. ABD’nin gözetiminde yapılan seçimler sonunda devlet başkanı olan Horacio Vâsquez’in bozuk yönetimi yaygın yolsuzluklara neden oldu. 1929’da borsada baş gösteren düşüş ekonomiye büyük darbe vurdu. 1930’da yönetime karşı bir ayaklanma başladı.

Güç dengesini elinde tutan ordunun başında bulunan Rafael Trujillo, bir süre olayların tırmanmasına izin verdikten sonra yönetime el koydu. Mutlak ve acımasız bir dikta yönetimi kuran Trujillo, ekonomik gelişmeyi hızlandırmakla birlikte, tarımdan sanayiye kadar bütün sektörleri kendi ailesinin elinde topladı. 1961’de Trujillo’nun öldürülmesinden sonra yandaşları da saf dışı edilerek demokratik bir sürece girildi. 1963’te ılımlı reformcu bir çizgi izleyen Dominik Devrimci Partisi’nin önderi Juan Bosch devlet başkanı seçildi. Ama hâlâ güçlü olan tutucu çevrelerin kışkırttığı karışıklıklar yüzünden yedi ay geçmeden devrildi. Yolsuzluk ve baskıların yeniden başlaması hoşnutsuzlukların derinleşmesine yol açtı. 1965’te halktan destek gören devrimci eylemlerin yükselmesi üzerine, ABD ikinci kez Dominik’i işgal etti. Devrimci dalganın bastırılmasının ardından 1966’da Joaquı’n Balaguer’in devlet başkanlığına seçilmesiyle ABD birlikleri çekildi. ABD ile sıkı ilişkileri sürdürerek seçkin iş çevrelerinin çıkarlarını gözeten Balaguer, uzun yönetim dönemi içinde toplumsal sorunların üstesinden gelemedi. 1978’deki başkanlık seçimini muhalefetin adayı Antonio Guzmân Fernândez kazandı. Guzman, altın madenlerini devletleştirmek gibi bazı adımlar atmakla birlikte, ılımlı bir reform politikası izledi. 1980 başlarında hızla yayılan grev ve gösteriler, güvenlik kuvvetlerince sert bir biçimde bastırıldı. 1982’deki başkanlık ve meclis seçimleri toplumdaki sola kayışı yansıtan bir sonuç verdi. Dominik Devrimci Partisi’ nin sol kanadında yer alan Salvador Jorge Blanco devlet başkanlığına seçildi. Blanco’ nun sıkı tasarruf önlemlerinin halkta yarattığı hoşnutsuzluk 1986’da Balaguer’in yeniden başkan seçilmesine yol açtı. 1990’daki seçimleri de kazanarak başkanlık görevini sürdüren Balaguer, ağır dış borç yükünden kaynaklanan önemli ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir