Doğumun Hukuksal Yönü

Medeni hukukta doğum kişiliğin başlangıcıdır. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 27. maddesine göre kişilik, çocuğun sağ ve tam olarak doğduğu anda başlar. Bu koşulun yerine gelmesi için, çocuğun bütün organlarıyla anasından ayrılmış olması ve doğduğu anda bir an için bile olsa yaşam belirtileri göstermiş olması yeterlidir. Çocuk, sağ doğması koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak medeni haklarından yararlanır (TMK m. 27/2). Doğumun Hukuksal Yönü hakkında bilgi.

5 Mayıs 1972 tarihli ve 1587 sayılı Nüfus Kanunu’na göre, doğan her çocuğun doğum siciline kaydettirilmesi zorunludur. Medeni Kanun’un 39. maddesi, bu tescilin sağlanması için, her doğumun bir ay içinde nüfus memurluğuna bildirilmesi yükümlülüğünü öngörmüştür. Doğum sicilindeki bilgilere kişinin künyesi denir. Evlilik dışı doğan çocuğun babası tarafından tanınması ya da yargıcın babalığa hükmetmesi gibi bilgiler, çocuğun doğum sicilindeki künyesine yazılır.

Doğum gelenekleri. Toplum yaşamında doğum olayına verilen büyük önem, öteden beri bütün halklarda doğumla ilgili pek çok gelenek ve göreneğin doğmasına yol açmıştır.

Bazı yörelerde doğumla ilgili ayin ve törenler kadının gebe kalmasıyla başlar. Hindu toplumlarında, çocuğun ana rahmine düşeceği varsayılan zamanı kutsamak için yapılan gebelik ayininde sürekli mantra’lar (kutsal heceler) söylenir; babanın nasıl bir çocuk istediğine bağlı olarak içine değişik çeşniler katılmış pirinç lapası ve sütle kaynatılmış pirinç yendikten sonra cinsel ilişkide bulunulur. Gebeliğin üçüncü ayında pumsavana (bir oğul dünyaya getirme) denen ayinler yapılır. Doğumu kutlamak için yapılan ayinlerde de, adak olarak ateşe manda sütünden yapılmış tereyağı atılır, ruhsal ve fiziksel güç vermesi için bebeğin ağzına bir topak bal ve yağ konulur, tören boyunca bebeğe uzun bir yaşam dileğiyle mantra’lar mırıldanılır.

Japon geleneklerine göre, doğan çocuk kızsa, büyüdüğü zaman evlenip baba evinden ayrılması için etene (son) evin dışına, erkekse büyüdüğü zaman ailesiyle kalması için evin içine gömülür. Şinto dininde de, bebek bir ya da üç aylık olduktan sonra koruyucu kami’sms (tapınılan güç, tanrı) götürülür.

Büyük Okyanus Adalarında, özellikle Polinezya’da varlıklı bir ailenin ilk doğan çocuğu erkekse, doğum olayını topluma, ailenin atalarına ve tanrılara bildirmek üzere çeşitli törenler düzenlenir. Ayrıca bebekle annenin bedensel ve ruhsal sağlığı için büyüye de başvurulur.
Amerika Yerlileri arasında doğum, aile içinde düzenlenen basit törenlerle kutlanır. Doğumdan sonra anne ve baba birkaç gün tabu olan yiyecekleri yemezler. Baba günlerce kulübede yatarak, doğum sancılarını kendi bedeninde hissetmeye çalışır (bak. erkek loğusalığı). Sirionolar’da ise bebek topluluğun ortaklaşa kullandığı evde doğar; doğumdan sonra bir arınma ayini olarak, anne ve baba ormanda çevreye kül saçarak dolaşırlar ve sonra yeni yaşamı simgeleyen yeni bir ateş yakarlar.

Güneydoğu Asya ve Endonezya’da, doğumdan sonraki birkaç gün boyunca, kötülüklerden korunması için loğusa bir ateşin üstünde ya da yakınında yatırılır. Bu uygulama biraz değişik bir biçimde Filipinler’in kırsal yörelerinde de sürdürülmektedir.

Arabistan’da, erkek çocuğun doğum haberini ilk getirene armağan verilmesi ve doğumdan sonra şölen düzenlenmesi yaygındır. Durumu elverişli olan aileler koyun kurban ederler. Doğan çocuk kızsa ne armağan verilir, ne de tören düzenlenir. Arabistan’daki başka bir gelenek de, doğumdan hemen sonra bebeğin vücudunu tuz ve yağla ovmaktır, böylece hem bebeğin temizleneceğine, hem de büyüdüğünde alçakgönüllü ve saygılı olacağına inanılır.
Türkiye’de de çocuğun doğumu uzakta olan babasına ya da dedelerine, dayı ve amcalarına müjdeci gönderilerek duyurulur. Müjde getirene armağan vermek gelenektir. Oğlan doğması, başta baba olmak üzere tüm aile için büyük bir sevinç kaynağıdır. Kurban kesilir, ağaç dikilir, oğlan helvası pişirilerek dağıtılır, kusursuz doğduğu için mevlit okutulur, sadaka verilir. Çocuk kız olursa herhangi bir kutlama yapılmaz.

Çocuğun ileride bilgili ve okumuş bir kişi olması için, eteneyi okul, cami gibi yerlerin avlusuna gizlice gömme geleneği yaygındır; bazı yörelerde etene yüksekçe bir yere asılır, yakılır ya da akarsuya atılır. Çocuğun doğumdan bir hafta on gün sonra kuruyup düşen göbek bağı da eşik, gül dibi gibi yerlere ya da okul, cami gibi yerlerin yakınlarına gömülür, suya atılır; hatta çeşitli güçleri barındırdığına inanılarak saklanır, yastığının içine dikilir.

Loğusalık döneminde de loğusayı al basmaması, sütünün bol olması, çocuğa nazar değmemesi ve kırk basmaması için çeşitli önlemler alınır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir