Doğalcılık (Natüralizm) Nedir?

Doğalcılık (Natüralizm) Nedir?

Doğalcılık, NATÜRALİZM olarak da bilinir, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında etkili olan sanat akımı. Doğa bilimlerinin, özellikle Danvinci doğa anlayışının ilke ve yöntemlerinin edebiyata ve güzel sanatlara uyarlanmasıyla gelişmiştir. Edebiyatta gerçekçilik geleneğini daha da ileri götüren doğalcılar; gerçekliği ahlaksal yargılardan ve seçici bir bakıştan uzak bir anlatımla ve tam bir bağlılıkla sergilemeyi amaçlamışlardır. Doğalcılık, bilimsel belirlenimciliğin benimsenmesiyle gerçekçilikten ayrılır; bu da bazı doğalcı yazarların, insanı ahlaksal ya da ussal nitelikleriyle değil, rastlantısal ve fizyolojik özellikleriyle ele almalarına yol açmıştır. Doğalcı yaklaşıma göre çevrenin ve kalıtımın ürünleri olan bireyler, dıştan gelen toplumsal ve ekonomik baskılar altında ezilir ve içten gelen güçlü içgüdüsel dürtülerle davranırlar. Yazgılarını belirleyebilirler, gücünden yoksun oldukları için yaptıklarından sorumlu değildirler. Doğalcılığın bireyle ilgili “vakalar”a koyduğu tanı, baştan kötümserdir.

Fransa’da ortaya çıkan doğalcılığın kuramsal temelini Hippolyte Taine’in eleştirel yaklaşımı oluşturur. Taine, Histoire de la litterature anglaise (1863-64; İngiliz Edebiyatı Tarihi) adlı yapıtının önsözünde “…hırsın, yürekliliğin ve gerçeğin, tıpkı sindirim, kaslann hareketi ve vücut ısısının olduğu gibi bir nedeni vardır. Kötülükle erdem, sülfürik asitle şeker gibi birer üründür.” diyordu. Bu anlamda ilk “bilimsel” roman Goncourt Kardeşler’in bir hizmetçi kızın yaşamını inceleyen Germinie Lacerteux (1864; Germinie Lacerteux, 1949) adlı yapıtı olmakla birlikte, doğalcılığın en önemli temsilcisi Emile Zola’nın Le Roman experimental’i (1880; Deneysel Roman), akımın edebi bildirgesi sayılır. Zola’ya göre romancı, olguları kaydetmekle yetinen bir izleyici değil, roman karakterlerini ve onların tut-kularını bir dizi deneyden geçiren, duygusal ve toplumsal olguları bir kimyacının maddeyi işlediği gibi işleyen bir deneycidir.

Akımın öngördüğü yöntemlere bilinçli ve titiz bir biçimde uyma konusunda doğalcı yazarların pek azı Zola’nın düzeyine ulaşabildi. Ama zamanla doğalcılık yaygınlaştı ve dönemin önde gelen yazarlarının çoğunu, değişik ölçülerde de olsa etkiledi. Guy de Maupassant’ın sevilen öyküsü “Kolye”, bir roman karakterinin mikroskop altında incelenircesine irdelenmesi yönündeki eğilimin habercisi oldu. Joris-Karl Huysmans, Alman oyun yazarı Gerhart Hauptmann ve Portekizli romancı Jose Maria Eça de Oueirös ilk yapıtlarında doğalcılığın ilkelerini temel aldılar. Tiyatro alanında Andre Antoine 1887’de Paris’te Theâtre-Libre’i ve Otto Brahm 1889’da Berlin’de Freie Bühne’yi kurdu. Bu tiyatrolar, doğalcılığın yeni temalannı içeren oyunların doğalcı üslupla sahnelenmesi amacıyla oluşturulmuştu.

Amaçlarının eksiksiz bir nesnellik olduğunu ileri sürmelerine karşın doğalcı yazarlar, benimsedikleri belirlenimci kuramlar yüzünden gerçekliği belirli yargılann etkisiyle ele aldılar. Büyük bir bağlılıkla yansıttıkları doğa, hep acımasız ve zorluydu. Kalıtım konusundaki görüşleri ise, güçlü ve temel tutkulann etkisinde olan basit karakterleri ele almalarına yol açtı. Çevrenin birey üzerinde ezici bir gücü olduğunu düşündüklerinden, mekân olarak en iç karartıcı çevreleri, gecekondu mahallelerini, yeraltı dünyasını seçtiler. Bütün bu ortamları, genellikle kasvetli ve sefil ayrıntılarıyla ve belgesel bir dille anlattılar. Öte yandan, betimledikleri toplumsal koşullara duydukları tepkiyi zaman zaman romantik bir protestoyla dile getirmekten de kaçınamadılar.

Doğalcılık, ABD edebiyatında Hamlin Garland, Stephen Crane, Frank Norris ve Jack London’ın yapıtlannda, gecikmiş olarak ortaya çıktı ve Theodore Dreiser ile doruğuna ulaştı. James T. Farrell’ın “Studs Lonigan” üçlemesi (1932-35) doğalcılığın en son yapıtlarındandı.

Görsel sanatlarda Doğalcılık, nesneleri olduğu gibi betimleme ilkesine dayanıyordu. Bu bakımdan Yunan sanatının Klasik dönemi ilk gerçek doğalcı sanattı. Rönesans da bu anlayışın yeniden canlandırıldığı bir dönem oldu. Rönesans’ta “güzellik”, sanat yapıtının bünyesinde değil, doğrudan doğadaki nesnede var olan bir nitelik olarak kabul ediliyor, sanat yapıtı bu güzelliğin yansıtılmasında kullanılan bir araç olarak görülüyordu. Bu anlamda doğalcılık, Rönesans’ın doğayı idealleştirme eğilimiyle ters düşmüyor, yalnızca yer yer gerçekçilik duygusuyla çelişiyordu. Doğalcı sözcüğünü ilk kez 1672’de eski yapıtlar uzmanı Pietro Giovanni Bellori (1615-96) doğayı güzelliği ya da çirkinliğiyle olduğu gibi yansıtan Bartolommeo Manfredi (1580-1620/21), Jose de Ribera (1591-1652), Moise Valentin (y. 1591/94-1632) ve Gerrit van Honthorst (1590-1656) gibi Caravaggio’nun izleyicileri için kullandı.

1830’larda İngiliz manzara ressamı John Constable (1776-1837) “doğanın ideal güzelliği” düşüncesine ilk karşı çıkanlardan biriydi. Doğanın tüm değişkenliğiyle olduğu gibi betimlenmesinden yanaydı. Bu düşünceleri 19. yüzyılın ortalarında Fransa’daki Barbizon okulu üzerinde de etkili oldu. Barbizon okulu Avrupa’da başlayan doğalcılığa geçiş sürecinin manzara resminde bir simgesiydi. Bu yıllarda Jean-Baptiste Camille Corot (1796-1875) da sıradanlığa ya da romantizme düşmeden doğalcı eğilimde yapıtlar veriyordu. Alfred Sisley (1839-99), Camille Pissarro (1830-1903) ve Claude Mo- net (1840-1920) ve izlenimcilik öncesinde (1860’lar) doğalcı üslupta yetkin ürünler veren ressamlardı. Doğalcılık yüzyılın son 10 yılında da Almanya’da gelişerek Barbizon okulunun etkileriyle Almanların doğaya olan duygusal tutkusunu birleştirdi ve Erik bir anlatıma ulaştı.

Münih yakınlarındaki Dachau ve Bremen yakınlarındaki Worpswede gibi köylerde çalışan bu ressamlar daha sonra Alman dışavurumculuğunun gelişmesinde etkili oldular. Aynı dönemde Fransa’da gerçekçi ressam Gustave Coubert’in (1819-77) izinden giden ressamlar, konularını günlük yaşamdan aldılar. Bazıları atölyelerini terk ederek açık havaya çıktı; sokaklarda yakaladıkları konuları olduğu gibi, kimseye poz verdirmeden tuvale aktardılar. Bitmiş resimler sanki anında yapılmış taslaklar kadar taze ve canlıydı. ABD’de ise ilk doğalcı eğilimler 16. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. 19. yüzyıla gelindiğinde gerçekçilikle iç içe bir gelişim gösterdi. Amerikalı sanatçıların yapıtları Avrupalı çağdaşlarıyla karşılaştırıldığında daha sert ve incelikten uzaktır. Sanatta doğalcılık, tarihsel bir akım olarak kısa sürmekle birlikte, gerçekçiliğin zenginleştirilmesine, yeni konuların bulunmasına, biçimi öne çıkarmayan ve sanattan çok yaşama yakın olan kapsamlı bir anlatımın gelişmesine yol açtı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir