Diyaliz ve Su Geçişi

Su zardan kolayca geçebilirse de suyun kandaki miktarı çözeltideki miktarından az olduğundan diyaliz yoluyla fazlalığı giderilemez. Dahası, steril çözeltideki su kana geçme eğilimi gösterir. Kanın basıncı çözeltininkinden daha yüksek tutularak su ve çözünmüş maddelerin bir bölümünün zardan çözeltiye geçmesi, böylece kanın aşın ölçüde seyrelmemesi sağlanır. Kan diyalizinde ilk kullanılan zarlar hayvan dokularından elde ediliyor ya da kolodyondan hazırlanıyordu; daha sonra selofanın daha elverişli olduğu anlaşıldı ve pek çok aygıtta selofan boru ve zarlar kullanıldı. 1960’ların sonlarında selüloz ya da sentetik maddelerden yapılan içi boş lifler kullanılmaya başladı; bu liflerden yapılan demetler küçük bir hacimde daha fazla yüzey alanı sağladığından diyaliz aygıtlarının boyutları küçüldü.

Tıpta tedavi amacıyla ilk kez 1945’te kullanılan diyaliz akut ya da kronik böbrek yetmezliği olanlarda ya da aspirin, bromür ya da barbitürat gibi maddelerle zehirlenmelerde aksayan böbrek işlevlerini yerine getirir ya da düzeltir. Genellikle hastanın bileğindeki bir atardamardan diyaliz aygıtına gelen kan kendi basıncının yardımıyla ya da mekanik bir pompanın gücüyle zarın bir yüzüne doğru akar. Zarın iki yanındaki madde değiş tokuşu tamamlandıktan sonra kan, içindeki pıhtılar, kabarcıklar ve başka yabancı maddelerden temizlenir ve hastanın önkolundaki bir toplardamardan vücuda geri verilir. Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda sık sık diyaliz yapmak gerektiğinden diyaliz sırasında kullanılan atardamarla toplardamar arasına dışarıdan takılan plastik bir geçiş her diyaliz uygulamasında hastanın damarlarının yeniden örselenmesini önler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir