Darülfünun Ne Demek Anlamı Açıklaması

Darülfünun, Osmanlı Devleti’nde üniver­site derecesinde yükseköğretim kurumu. İstanbul’da 1863, 1870, 1874 ve 1900’de olmak üzere dört kez açılmış, 1933 Üniver­site Reformu’nda kaldırılarak yerine İstan­bul Üniversitesi kurulmuştur.

Darülfünun’un kurulması, ilk kez Meclis-i Maarif-i Muvakkat (Geçici Maarif Meclisi) tarafından 21 Temmuz 1846’da önerildi. Bu öneri üzerine aynı yıl İstanbul’da Ayasofya yakınındaki bir arsada Darülfünun binası­nın yapımına başlandı. Gerekli ders kitapla­rının hazırlanması görevi de 1851’de kuru­lan Encümen-i Dâniş’e (Bilim Akademisi) verildi. 1857’de öğretmen gereksinimini karşılamak için, biri tabiiye, öbürü riyaziye öğrenimi görmek üzere iki öğrenci Paris’e gönderildi.

Yatılı olan Darülfünun-ı Osmani 12 Ocak 1863’te yaklaşık 18 yılda tamamlanabilen binasının bir bölümünde, Derviş Paşa’mn halka açık olarak verdiği bir fizik dersiyle-

307 Darülfünun

açıldı. Derviş Paşa fizik ve kimya, Ahmed Vefik Efendi (Paşa) tarih, hekimbaşı Salih Efendi botanik, Mehmed Cevdet Efendi coğrafya, Osman Saib Efendi astronomi derslerini okuttu. Bu dersler, halkın ilgisini artırmak için dönemin sadrazam ve nazırla- rınca da izlendi. Darülfünun-ı Osmani’de İbrahim Edhem Paşa’mn bağışladığı, çoğu Batı dillerinde yazılmış 4 bin ciltlik bir kütüphane kuruldu. Derviş Paşa’mn çaba­sıyla fizik ve kimya aletleri ile mineral örnekleri sağlandı. Ama burada verilen dersler medrese öğrencileri ile ulemanın tepkisini çekmeye başladı. Ayasofya’daki binaya Maliye Nezareti’nin yerleşmesi üze­rine, Darülfünun-ı Osmani 1865’te Çember- litaş’taki Nuri Efendi Konağı’na taşındı ve aynı yıl ahşap konağın yanmasıyla kapandı.

Darülfünun’un ikinci kez açılması 1869’da Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’yle ele alındı. Nizamnameye göre Darülfünun-ı Osmani adıyla bir nazırın (rektör) yöneti­minde açılacak olan okul. Hikmet ve Edebi­yat, İlm-i Hukuk, Ulum-i Tabiiye ve Riya­ziye olmak üzere üç şubeden (fakülte) oluşacaktı. Bilimsel ve yönetsel özerklik verilen Darülfünun-ı Osmani’de mezuniyet rüusu (lisans) ile biten öğrenim süresi üç, müderrislik rüusu (doktora) ile biten öğre­nim süresi dört yıldı. Öğrenim dili Türkçe olarak kabul edilmiş, ama bu dilde yeterlilik kazanan müderrislerin yetişmesine değin Fransızcanın kullanılması öngörülmüştü. Ayrıca yabancı öğretim üyelerinden yarar­lanma yoluna da gidilecekti. Darülfünun’a gündüzlü olarak sınavla öğrenci alınacaktı. Bu ikinci girişim için Çemberlitaş’ta Sultan Mahmud Türbesi yakınında bir bina yaptı­rıldı. Okulun müdürlüğüne de Hoca Tahsin Efendi getirildi. 2 Şubat 1870’te Takvim-i Vakayı’de Maarif Nezareti’nin öğrenci ka­yıtlarına ve ders programına ilişkin olarak yayımlanan duyuruda. Hikmet ve Edebiyat Şubesi’nin adı İlahiyat ve Edebiyat Şubesi olarak değiştirildi. Sınavı kazananların önemli bir bölümünü medrese öğrencileri­nin oluşturması ve bunların da Ramazan’da cerre çıkmış olmaları nedeniyle Darülfü- nun-ı Ösmani gene halka açık ders^ vermek üzere 20 Şubat 1870’te Sadrazam Âli Paşa’ mn huzurunda Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından açıldı. Bir süre sonra Cemaled- din Afgani’nin Darülfünun’da yaptığı bir konuşmada peygamberliğin bir sanat oldu­ğunu söylemesi dinsel inançlara aykırı bu­lunduğundan, okul müdürü görevinden uzaklaştınldı. Afgani de ülkeden ayrılmak zorunda bırakıldı ve halka açık konferans­lar yasaklandı. 1871 ortalarında da Darülfü­nun-ı Osmani kapatıldı.

1874-75 öğretim yılında Mekteb-i Sultani bünyesinde Mekâtib-i Âliye-i Sultaniye adıyla ilk sınıfları açılan okul, ertesi yıl Darülfünun-ı Sultani adıyla yeniden öğreti­me başladı. İlm-i Hukuk, Turuk u Maabir Mektebi (Yollar ve Köprüler Okulu) adıyla da anılan Ulum-ı Fünun-ı Riyaziye ve Tabiiye ile Edebiyat mekteplerinden (fakül­te) oluşan kurumun öğretim dili Türkçe ve Fransızca olarak belirlendi. Mekteb-i Tıbbi- ye-i Mülkiye de okula bağlandı. Okulun müdürü Sava Paşa’ydı. Öğrenim süresi dört yıldı ve mektebi bitirmek için “doktora” sınavını verme koşulu konmuştu. Bu sınavı veremeyenler daha basit bir sınavla “Lisani- ye” derecesiyle mezun olabiliyordu. Turuk u Maabir Mektebi’nden doktora sınavını veremeyenlerin “kondüktör” unvanıyla me­zun olmaları kabul edilmiş, ayrıca bu mek­tebin içinde Kondüktör Mektebi ya da Mühendisin-i Mülkiye Muavinliği Mektebi

darülhadis 308

açılmıştı. 1881’de Hukuk Mektebi ile Mü­hendislik bölümleri Darülfünun-ı Sultani’ den ayrıldı. Bu tarihten sonra bir süre daha öğretimi sürdüren Edebiyat Mektebi de kapanınca, Darülfünun üçüncü kez tarihe karıştı (1882).

Bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin çekir­deği sayılan ve 1900’de açılan Darülfünun-ı Şahane, Ulum-i Aliye-i Diniye, Ulum-ı Riyaziye ve Tabiiye ile Edebiyat şubelerin­den (fakülte) oluşuyordu. Mekteb-i Hukuk ile Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye de şubeler­den sayıldı. Cağaloğlu’ndaki Mülkiye Mek­tebi binasında 1 Eylül 1900’de öğretime başlayan Darülfünun-ı Şahane’nin yönetimi Mülkiye Mektebi müdürü Recai Efendi’ye verildi. Ama Hukuk ve Tıbbiye mektepleri­nin yönetimi ayrıydı. Darülfünun-ı Şahane Nizamnamesi’yle, 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin okula ilişkin hükümleri yeniden düzenlendi. Bu yeni nizamnamenin en önemli yanı, bilimsel ve yönetsel özerkli­ğin kaldırılmasıydı. Öğrenim süresi Ulum-ı Aliye-i Diniye’de dört, öteki iki şubede üç yıldı. 1903’te Edebiyat şubesinin öğrenim süresi iki yıla indirildi. Ulum-ı Riyaziye ve Tabiiye Şubesi de ikinci sınıftan başlayarak Riyaziye ve Tabiiye olarak iki bölüme ayrıldı. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra Askeri ve Mülki tıbbiye­ler Haydarpaşa’daki binada birleşerek Tıp Fakültesi adını aldı.

1909’da Darülfünun-ı Osmani adını alan kurum, aynı yıl Vezneciler’deki Zeynep Hanım Konağı’na taşındı. Darülfünun-ı Os­mani, Ulum-ı Şeriye, Ulum-ı Hukukiye, Ulum-ı Tıbbiye, Fünun ve Ulum-ı Edebiye olmak üzere beş şubeden oluşuyordu, is­tanbul’daki Eczacı ve Dişçi mektepleri Ulum-ı Tıbbiye Şubesi’ne, vilayetlerdeki tıbbiye ve hukuk mektepleri de doğrudan Darülfünun’a bağlandı. 21 Nisan 1912’de çıkarılan bir nizamnameyle şubeler fakülte adını aldı. Şam Tıbbiye Mektebi Tıp Fakül- tesi’ne bağlanırken, Haydarpaşa’daki Tıp Fakültesi de Darülfünun kapsamına alındı. I. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra, 1915-16’da yapılan reformlar sırasında Al­manya ve Avusturya-Macaristan’dan öğre­tim üyeleri getirtildi, Darülfünun-ı Osmani modern bir üniversite görünümü kazandı. Kurumun bilimsel ve yönetsel işlerini dü­zenlemekle görevli Darülfünun Divanı (Üniversite Senatosu) kuruldu. Edebiyat Fakültesi’nde beş yıllık öğretim süreli Elsi- ne (Diller) bölümü açıldı (19 Ağustos 1916).

11 Ekim 1919’da yeni bir nizamname çıkarıldı ve Darülfünun-ı Osmani özerk hale getirildi; öğretimde sömestr usulü ka­bul edildi. Bu nizamnamede Darülfünun-ı Osmani’nin Hukuk, Tıp, Edebiyat ve Fü­nun medreselerinden oluşan bir eğitim ku­rumu olduğu belirtiliyor, fakülte deyimi kaldırılarak bölümler medrese olarak adlan­dırılıyordu. Bu nizamnameye göre, bugün­kü rektör statüsündeki darülfünun müdür-i umumisi, darülfünun emini adını alacak ve müderrisler arasından seçilecekti. Bu arada, 1914’te kızlar için kurulan İnas Darülfünu­nu, 1921’de kapatıldı ve okul, bu tarihten sonra kız öğrenci de kabul etmeye başladı. Mütareke döneminde profesörlerin ülkeden ayrılması, bazı Osmanlı öğretim üyelerinin İstanbul’u işgal eden İngilizlerce tutuklana­rak Malta’ya sürülmesi ya da görevden uzaklaşmak zorunda bırakılmaları sonucun­da öğretim önemli ölçüde geriledi. Cumhuriyet’in ilanından spnra, 21 Nisan 1924’te çıkarılan 493 sayılı İstanbul Darül- fünunu’nun Şahsiyet-i Hükmiyesi Hakkında

Kanun ve buna bağlı İstanbul Darülfünunu Talimatnamesi ile okulun adı İstanbul Da­rülfünunu olurken, medrese yerine de fa­külte deyimi kullanılmaya başladı. Tıp, Hukuk, Edebiyat, İlahiyat ve Fen fakültele­rinden oluşan istanbul Darülfünunu, bilim­sel ve yönetsel açıdan özerk bir kurum sayılmakla birlikte, Maarif Vekâleti’ne bağ­lanmıştı. Nizanameye göre Darülfünun emini (rektör) vekâlete bağlıydı ve üç yılda bir müderris ve muallimler tarafından seçi­lecekti. 1932’de Cenevre Üniversitesi pro­fesörlerinden Albert Malche, Darülfünun hakkında bir rapor hazırlamakla görevlen­dirildi. Ertesi yıl bu rapora dayanılarak hazırlanan tasarının yasalaşmasından sonra, 31 Temmuz 1933’te özerk İstanbul Darülfü­nunu kaldırılarak yerine Maarif Vekâleti’ne bağlı, siyasal otoritenin denetimi altında İstanbul Üniversitesi kuruldu. Ayrıca bak. 1933 Üniversite Reformu; İstanbul Üniver­sitesi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir